The Elephant Man İncelemesi

EmpireRise2 — 1-99 Oldschool Metin2, hard classic PvP sunucusu acik! Kayit Ol PlayZoxera — Premium Survival Minecraft! Battle Pass, gunluk gorevler, mobil destek. Sunucuya Git

MMO_Haberci

Yeni Uye
Esenlikler herkese. David Lynch’in sinemasında kronolojik yolculuğumuza başlıyoruz ve devam ediyoruz. Eraserhead’in endüstriyel, klostrofobik kabusundan sonra rotayı, yönetmenin ana akım sinemaya attığı ilk ama en devasa adıma çeviriyoruz: The Elephant Man (1980).
Dürüst olayım; bütün filmi kaslarım kasılarak, tüylerim diken diken izledim. Fakat bu kasılma hissi Eraserhead’deki gibi soyutluktan değil, sinema tarihinin en saf, en ağır insan trajedisine tanık olmaktan kaynaklanıyordu. Ben biz Frpnet okuyucuları veya geekler severler olarak dış görünüşlerin altındaki cevheri görmeye, önyargı tabularını yıkmaya masalarımızdan ve kitaplarımızdan alışkınızdır. Bu yüzden John Merrick’i ilk gördüğümüz andan itibaren toplumsal kalıpların üzerine çıkıp onun o naif ruhuna sarılacağımızı umuyorum. Çünkü Merrick, sinema tarihinin gördüğü en tatlı, en saf karakterlerden biri. Gelin bu başyapıtı yönetmenlik, felsefe ve karakter psikolojisi üzerinden derinlemesine ele alalım.


1. Röntgencilik Felsefesi: Asıl “Canavar” Kim?​


Filmin en büyük felsefi derdi, “canavarlık” kavramının nerede başlayıp nerede bittiği. John Merrick (John Hurt), bedensel deformasyonları yüzünden Viktorya dönemi Londra’sında bir sirkte, kelimenin tam anlamıyla bir “ucube” (freak) olarak sergileniyor. Burası madalyonun vahşi ve ilkel yüzü. Ancak Merrick, tıp dünyasının ve yüksek sosyetenin eline geçtiğinde de aslında değişen çok az şey oluyor.
Lynch burada muazzam bir röntgencilik (voyeurism) eleştirisi yapıyor. Merrick sirkte bir kafesin içindeyken, tıp fakültesinde bir perdenin arkasında, elitlerin salonunda ise şampanya kadehleri eşliğinde sergileniyor. Filmi izlerken bizi asıl geren ve kaslarımızı kasan şey Merrick’in görüntüsü değil; insanların ona bakarken gözlerinde beliren o çiğ merak, korku ve kibir. Lynch kamerayı Merrick’e değil, ona bakan topluma çevirdiği an film devasa bir ahlak felsefesine dönüşüyor.


2. İki Dünya Arasında Bir Güvenli Liman: Doktor Treves​


Merrick’in bu karanlık ve acı dolu dünyasında, hepimizin hayatında bir kez bile olsa arkasında hissetmek isteyeceği o muazzam rehber, o mentör figürü çıkıyor karşımıza: Doktor Frederick Treves (Anthony Hopkins).
Treves, ataerkil veya üstenci bir kurtarıcı değil; Merrick’in içindeki o entelektüel, şiir tutkunu, kibar insanı sabırla dışarı çıkaran gerçek bir öğretmen, gerçek bir yol gösterici. Merrick’in o parmaklarıyla incelikle inşa ettiği maket kilise, aslında Treves’ın ona sağladığı o güvenli alanın, insanca yaşama hakkının bir sembolü. Treves’ın film boyunca yaşadığı “Acaba ben de mi onu kendi kariyerim için sergiliyorum?” vicdan azabı ve içsel sorgulaması, karakteri tek boyutlu bir “kahraman” olmaktan çıkarıp derinlikli, hepimizin bağ kurabileceği insani bir yere taşıyor.

3. Yönetmenlik Ele Alınışı: Eraserhead’in Fabrika Tozu Londra’da​


Lynch, her ne kadar biyografik bir dönem filmi çekiyor olsa da, kendi sinematik imzasını filmin her karesine üflemeyi ihmal etmiyor. Filmin tamamen siyah-beyaz tercih edilmesi sadece dönemi yansıtmak için değil; ışık ve gölge oyunlarıyla Merrick’in iç dünyasındaki hüznü ve dış dünyanın acımasızlığını keskinleştirmek için.
Daha da önemlisi, arka planda hiç kesilmeyen o ses tasarımı. Sanayi Devrimi’nin ortasındaki Londra’nın bitmek bilmeyen fabrika gürültüleri, buhar sesleri, mekanik tıkırtılar… Lynch, Eraserhead’den devraldığı bu endüstriyel ses paletini, Merrick’i boğan toplumsal çarkların sesi olarak kullanıyor. Filmin rüya gibi işlenen, Merrick’in annesinin yüzüyle açılıp kapanan o sürreal sahneleri ise acımasız gerçekliğin ortasına vurulmuş mistik bir Lynch mührü gibi.


Son Söz​


“Ben bir hayvan değilim! Ben bir insanım!” diye haykıran John Merrick, sinemada canavarlığın bedende değil, ruhlarda ve toplumsal bakışlarda olduğunu bize en sert şekilde kanıtlıyor. Lynch, kalbimizi paramparça eden bu dramı anlatırken bile bizi o tekinsiz atmosferin içinde germeyi, rahatsız etmeyi ve düşündürmeyi başarıyor.
The Elephant Man’in ağır ama bir o kadar da insani havasını soluduğumuza göre, kronolojik yolculuğumuzda sırada çok daha kaotik, çok daha tartışmalı ve bilimkurgu soslu bir Lynch durağı var. Sıradaki film için hazırlanın, yakında görüşmek üzere!

The Elephant Man İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.

Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.
 
300x250 Reklam Alani iletisim@mmoturkey.com
Geri
En Üst