The Boy, the Mole, the Fox and the Horse İncelemesi

EmpireRise2 — 1-99 Oldschool Metin2, hard classic PvP sunucusu acik! Kayit Ol PlayZoxera — Premium Survival Minecraft! Battle Pass, gunluk gorevler, mobil destek. Sunucuya Git

MMO_Haberci

Yeni Uye
Charlie Mackesy’nin eserinden uyarlanan The Boy, the Mole, the Fox and the Horse (Çocuk, Köstebek, Tilki ve At) ilk dakikasından itibaren çizim tarzıyla beni yakalamayı başardı. Suluboya paleti, çizgilerin tamamlanmamış, aceleye getirilmemiş naif “taslak” yapısı bana buram buram Winnie the Pooh’nun nostaljik ve güven veren dünyasını anımsattı. Bence bu yapım, çağımızın karmaşık ve gürültülü dünyasında çok net bir şey anlatmak istemiş ve inanılmaz temiz, duru bir şekilde işin altından kalkmış. Hiçbir ajitasyona, büyük aksiyonlara ya da yapay “kötü adamlara” ihtiyaç duymadan, sadece dört ruhun yolculuğuyla kalbimize dokunmayı başarıyor.
İzlerken her bir karakterin, aslında kendi iç dünyamızın farklı birer parçası olduğunu hissettim.


Karakterlerde Kendimizi Dönemlerimizi Aramak​

Çocuk (The Boy)​


İçimizdeki hiç büyümeyen, her zaman bir şeyleri merak eden ve hayatta sürekli yönünü bulmaya çalışan kaybolmuş tarafımızı temsil ediyor. Sürekli sorular soruyor çünkü dünya onun için çok büyük ve bazen ürkütücü. Onun “ev” arayışı, aslında fiziksel bir mekandan ziyade, hepimizin aradığı “ait olma ve güvende hissetme” arzusunun ta kendisi.

Köstebek (The Mole)​


Hayatın tüm karmaşasına rağmen küçük mutluluklarla (ve tabii ki pastayla!) mutlu olmayı başaran, içimizdeki yaşama sevinci ve iyimserlik. Dünyaya karşı öyle temiz bir hevesi var ki, her fırtınanın bir parça tatlıyla atlatılabileceğine inanıyor. Karamsarlığa düştüğüm anlarda bana konfor alanlarımızın ve küçük şeylerin değerini hatırlatan o ses oldu.

Tilki (The Fox)​


Geçmişte kırılmış, incinmiş ve bu yüzden etrafına kalın duvarlar örmüş savunma mekanizması (bkz. The Wall). İlk başta suskun, mesafeli ve hırçın; çünkü canının yanmasından korkuyor. Ama sevgi ve sabır gördükçe duvarların nasıl esnediğini izlemek harikaydı. Bana, sessiz kalan insanların aslında sadece yaralı olabileceğini çok güzel gösterdi.

At (The Horse)​


İçimizdeki bilge, güçlü ama kırılganlığını gizlemeye çalışan yanımız. Grubun en büyüğü ama en sessiz sırları taşıyanı. Sırf başkaları kıskanmasın ya da dışlanmasın diye kanatlarını gizlemesi bana çok tanıdık geldi. Toplumda kabul görmek için kendi potansiyelini saklayan herkesin bir yansıması gibi. Ne zaman ki sevgiyi buluyor, işte o zaman kanatlarını açıp özgürleşiyor.


Diyaloglardan Dersler​


Filmi izlerken bazı cümleler oldu ki, durdurup üzerine dakikalarca düşünmek istedim. İşte bana çok şey öğreten alıntılar.

Çocuk: “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?”
Köstebek: “İyi biri.”

  • Çıkarımım: Dünya bize sürekli kariyer, unvan ve başarı hedefleri dayatırken, bu basit cevap beni kendime getirdi. Hayattaki en büyük ve en zor unvan, sadece “iyi bir insan” olabilmek.
  • Çocuk: “En cesurca söylediğin söz neydi?”
    At: “Yardım et.”
    Çocuk: “Neden?”
    At: “Çünkü yardım istemek pes etmek demek değildir. Aksine, vazgeçmeyi reddetmektir.”
  • Çıkarımım: Çoğu zaman zayıf görünmemek için her şeyi tek başımıza omuzlamaya çalışıyoruz. Oysa birinden yardım istemek yenilgi değil, tam tersine hayata tutunma isteğinin ve cesaretin en saf halidir.
  • Köstebek: “Bazen kendimi çok küçük ve önemsiz hissediyorum.”
    At: “Ama sen buradasın ve sen olmasaydın her şey çok eksik olurdu.”
  • Çıkarımım: Kendimi değersiz hissettiğim o karanlık anlarda bu cümleyi hatırlayacağım. Her birimiz, ne kadar küçük olursak olalım, bir başkasının hayatında tamamlayıcı bir parçayız.
    At: “Gözyaşları zayıflık değildir. Onlar senin ne kadar güçlü olduğunun kanıtıdır.”
  • Çıkarımım: Duyguları bastırmanın değil, onları korkusuzca yaşamanın bizi iyileştirdiğini anlatan, adeta bir terapi cümlesi.

Son Söz​


Bu yapım bence sinema dünyasında çok nadir rastlanan cinsten bir görsel şiir. Bize büyük vaatlerde bulunmuyor, sadece bir fırtınanın ortasında birbirine sığınan dostların şefkatini sunuyor. Çizimlerindeki samimi Winnie the Pooh havasıyla çocukluğuma dokunurken, diyaloglarındaki bilgelikle de yetişkin ruhumu sakinleştirmeyi başardı. Kendi içsel fırtınalarından yorulan herkesin mutlaka ama mutlaka sığınması gereken çok özgün bir liman.

The Boy, the Mole, the Fox and the Horse İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.

Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.
 
300x250 Reklam Alani iletisim@mmoturkey.com
Geri
En Üst