MMO_Haberci
Yeni Uye
Letterboxd listelerinin en çok övülen, “mutlaka izlenmeli” listelerinden düşmeyen Tom Tykwer’ın yönetmenliğini yaptığı Run Lola Run (Lola Rennt), dürüst olmak gerekirse öyle abartıldığı gibi bir başyapıt değil. Ancak 80 dakikalık süresini bir an bile boşa harcamayan, son derece eğlenceli, dinamik ve deneysel bir seyirlik.
Filmin en güçlü yanı şüphesiz ki kurgusu ve kullandığı teknik oyunlar.

Film, aynı 20 dakikanın üç farklı olasılıkla nasıl sonuçlanabileceğini gösteren bir yapıya sahip. Tom Tykwer burada adeta bir video oyunu mekaniği işletiyor: Lola yanlış bir hamle yapıyor, ölüyor, ekran adeta “Game Over” oluyor ve aynı bölüme baştan başlayıp edindiği tecrübeyle farklı kararlar veriyor. Teknik tarafta bu yapı oldukça bilinçli tercihlerle destekleniyor:

Lola’nın merdivenlerden indiği sahnelerde devreye giren animasyon sekansları gerçekten filmin en renkli detaylarından biri. Adeta 90’ların sonu, 2000’lerin başındaki saykedelik Nickelodeon çizgi filmlerini andıran çok tatlı bir estetiğe sahip. Tek sorun, bu kadar iyi bir görsel fikrin çok kısa tutulmuş ve filmin geneline daha fazla yayılmamış olması galiba bütçeden dolayı ama bilmiyorum. Müzikler ise filmin temposuna hizmet etse de bugün dinlediğimizde biraz zamanın gerisinde kalmış hissettiriyor. Günümüz sinemasında dönemsel veya ikonik parçaların kullanımı (örneğin Super Mario Bros. filminde a-ha’in Take On Me şarkısının kullanıldığı sahnede yarattığı harika etki gibi) bir filmi bambaşka bir seviyeye taşıyabiliyorken, Lola Rennt’in kendi ürettiği sürekli ve tekrarlayan Techno/Elektronik ritimleri bir noktadan sonra filmden bağımsız ve monoton kalabiliyor.

Yaklaşık 1 saatlik bir filmden derin sosyolojik veya psikolojik karakter analizleri beklemek zaten anlamsız olurdu. Lola ve Manni arasındaki ilişki derinlemesine işlenmiyor ama oyuncuların enerjisi ve performansı, karakterleri kendi içinde yeterli kılmaya yetiyor. Ancak filmin finali tam olarak şu soruyu sordurtuyor:
Lola niye at gibi koştu? Üçüncü ve son ihtimalde Manni, parayı zaten kendi çabasıyla, çantayı çalan adamı tesadüfen görüp yakalayarak, çözüyor. Bütün film boyunca Lola’nın nefes nefese kalması, babasıyla kavga etmesi, kumarhanede çığlık atıp para kazanmaya çalışması en nihayetinde Manni’nin kendi sorununu zaten kendisinin çözmesiyle sonuçlanıyor. Lola’nın bütün eforu hikayenin finalinde biraz boşa düşüyor.
Run Lola Run, kült veya efsane bir yapım değil öyle bir amacıda yok. Ancak zamanın nasıl geçtiğini hissettirmeyen, teknik denemeleriyle göz dolduran ve “Peki ya şöyle olsaydı?” sorusunu çok dinamik bir kurguyla soran, izlemesi son derece keyifli bir 90’lar aksiyon simülasyonu.
Run Lola Run İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.
Filmin en güçlü yanı şüphesiz ki kurgusu ve kullandığı teknik oyunlar.

Kurgu, Şans ve Video Oyunu Mantığı
Film, aynı 20 dakikanın üç farklı olasılıkla nasıl sonuçlanabileceğini gösteren bir yapıya sahip. Tom Tykwer burada adeta bir video oyunu mekaniği işletiyor: Lola yanlış bir hamle yapıyor, ölüyor, ekran adeta “Game Over” oluyor ve aynı bölüme baştan başlayıp edindiği tecrübeyle farklı kararlar veriyor. Teknik tarafta bu yapı oldukça bilinçli tercihlerle destekleniyor:
- Fast-Cutting (Hızlı Kurgu): Kamera bir an bile durmuyor. Lola koşarken yolda çarptığı veya yanından geçtiği sıradan insanların geleceğini hızlı fotoğraf kareleriyle (polaroid montage) saniyeler içinde göstermek, filmin “kader ve küçük dokunuşlar” temasını son derece pratik ve eğlenceli bir yoldan anlatıyor.
- Format ve Kamera Çeşitliliği: Film tek bir formatta çekilmemiş. Aile içi kavga sahnelerinde daha ucuz, pürüzlü ve dokusu kirli Video (TV) kamerası kullanılırken; Lola’nın sokaktaki koşularında yüksek kaliteli 35mm sinema kamerası tercih edilmiş. Bu stilistik fark, gerçeklik ile simülasyon hissi arasındaki çizgiyi güçlendiriyor.

Animasyonlar ve Müzikler
Lola’nın merdivenlerden indiği sahnelerde devreye giren animasyon sekansları gerçekten filmin en renkli detaylarından biri. Adeta 90’ların sonu, 2000’lerin başındaki saykedelik Nickelodeon çizgi filmlerini andıran çok tatlı bir estetiğe sahip. Tek sorun, bu kadar iyi bir görsel fikrin çok kısa tutulmuş ve filmin geneline daha fazla yayılmamış olması galiba bütçeden dolayı ama bilmiyorum. Müzikler ise filmin temposuna hizmet etse de bugün dinlediğimizde biraz zamanın gerisinde kalmış hissettiriyor. Günümüz sinemasında dönemsel veya ikonik parçaların kullanımı (örneğin Super Mario Bros. filminde a-ha’in Take On Me şarkısının kullanıldığı sahnede yarattığı harika etki gibi) bir filmi bambaşka bir seviyeye taşıyabiliyorken, Lola Rennt’in kendi ürettiği sürekli ve tekrarlayan Techno/Elektronik ritimleri bir noktadan sonra filmden bağımsız ve monoton kalabiliyor.

Karakterin Derinliği ve Çelişkiler: Lola Niye Koştu?
Yaklaşık 1 saatlik bir filmden derin sosyolojik veya psikolojik karakter analizleri beklemek zaten anlamsız olurdu. Lola ve Manni arasındaki ilişki derinlemesine işlenmiyor ama oyuncuların enerjisi ve performansı, karakterleri kendi içinde yeterli kılmaya yetiyor. Ancak filmin finali tam olarak şu soruyu sordurtuyor:
Lola niye at gibi koştu? Üçüncü ve son ihtimalde Manni, parayı zaten kendi çabasıyla, çantayı çalan adamı tesadüfen görüp yakalayarak, çözüyor. Bütün film boyunca Lola’nın nefes nefese kalması, babasıyla kavga etmesi, kumarhanede çığlık atıp para kazanmaya çalışması en nihayetinde Manni’nin kendi sorununu zaten kendisinin çözmesiyle sonuçlanıyor. Lola’nın bütün eforu hikayenin finalinde biraz boşa düşüyor.
Son Söz
Run Lola Run, kült veya efsane bir yapım değil öyle bir amacıda yok. Ancak zamanın nasıl geçtiğini hissettirmeyen, teknik denemeleriyle göz dolduran ve “Peki ya şöyle olsaydı?” sorusunu çok dinamik bir kurguyla soran, izlemesi son derece keyifli bir 90’lar aksiyon simülasyonu.
Run Lola Run İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.