Red Beard İncelemesi

EmpireRise2 — 1-99 Oldschool Metin2, hard classic PvP sunucusu acik! Kayit Ol PlayZoxera — Premium Survival Minecraft! Battle Pass, gunluk gorevler, mobil destek. Sunucuya Git

MMO_Haberci

Yeni Uye
Kurosawa’nın High and Low geriliminden sonra, meşhur elit listemizin tam ortasındaki devasa 3 saatlik dramaya, 1965 yapımı Akahige (Kızıl Sakal) filmine geldim. Açık konuşmak gerekirse, filmin süresini (3 saat) görünce eski Kurosawa travmalarım depreşmedi değil; “Yine mi sahneleri sündürecek, yine mi uykumu getirecek?” diye korkarak ekran karşısına geçtim. Ama dürüst olayım: Bu film bence Kurosawa sinemasının hantal üslubunu en haklı, en naif çıkardığı iş olmuş.
Ikiru’daki o slice of life (hayatın içinden) sıcaklığını ve felsefi derinliğini sevdiysen, bu film damarın adeta şah damarı diyebilirim. Üstelik bu film, Kurosawa ile sinema tarihini beraber yazdıklar aktör Toshiro Mifune’nin birlikte çalıştığı son film. Usta oyuncu, kariyerinin bu son ortaklığında bence oyunculuk dersi vermiş.


Kibirli Çömez ve Bilge Hekimin Fakirlik Okulu​


Film, feodal Japonya’nın en yoksul, en sefil döneminde geçiyor. Şogunluğun sarayında lüks içinde doktorluk yapma hayalleri kuran, batı tıbbı eğitimi almış kibirli genç doktor Yasumoto, kendisini bir anda akıl hastalarının, cüzamlıların ve sokakta açlıktan ölen feryat figan insanların toplandığı derme çatma bir taşra kliniğinde buluyor. Kliniğin başında ise sert, kural tanımaz ama içi saf bir merhametle dolu olan, herkesin çekindiği “Kızıl Sakal” lakaplı Dr. Niide (Mifune) var.
Film aslında bir nevi episodik bir büyüme hikayesi. Genç Yasumoto’nun klinik içindeki trajik insan hikayelerine tanık ola ola; sefaletin, deliliğin, ölümün ve saf acının içinden geçerek nasıl kibirli bir çocuktan gerçek bir “insana” ve hekime dönüştüğünü izliyoruz. Kurosawa burada sahneleri yine uzun tutmuş, karakterlerin acı çekerken çıkardığı nefes seslerini, klinikteki tahta gıcırtılarını dakikalarca dinletiyor bize. Ama bu sefer uzunluklar film sarksın diye değil; sefaletin ve acının ağırlığı seyircinin de omuzlarına çöksün, klostrofobik dramı biz de çaresiz hastalarla birlikte soluyalım diye bilerek yapılmış bana göre.


Felsefe ve Sembolizm Notları​


Kurosawa bu veda filminde insan ruhunun en karanlık dehlizlerine girip, oradan saf bir Zen bilgeliği çıkarmayı başarmış bence.

  • Kızıl Sakal’ın Kaba Dokunmuş Kıyafetleri: Dr. Niide (Mifune), statüsüne rağmen saray hekimleri gibi ipekler içinde gezmiyor; hastalarıyla aynı kaba, solmuş kumaşları giyiyor. Bence onun kaba kıyafetleri, feodal sınıfları ve kibirli bürokrasiyi tamamen reddeden, insanı sadece “insan” olduğu için kucaklayan evrensel merhametin naif bir sembolüydü.
  • Otoyo’nun İnatçı Sessizliği ve Temizlik Krizi: Genelevden kurtarılan ve travmalar yüzünden hiç konuşmayan, sürekli etrafı parçalayan küçük kız çocuğu Otoyo… Yasumoto ona ilaç içirmeye çalışırken kızın gösterdiği vahşi direnç bence muazzam bir psikolojik semboldü. Hayatından sadece kötülük görmüş bir ruh, iyiliği de bir saldırı olarak algılar. Kızın iyileşmeye başladığında klinikteki o kirli yerleri elleri parçalanırcasına temizlemeye çalışması da, kendi ruhundaki o kirli geçmişi yıkama çabasının çok saf ve burun sızlatan bir dışa vurumuydu bana göre.
  • Kuyunun İçine Bağıran Kadınlar (Mistik Eko Sahnesi): Filmin en rüya mantığına yaklaşan, beni en çok sarsan sahnelerinden biriydi. Ölmek üzere olan küçük bir çocuk için kadınlar kliniğin bahisindeki o derin su kuyusunun içine eğilip, çocuğun adını haykırarak “Geri dön, ruhunu bırakma!” diye bağırıyorlar. Kuyunun dibinden gelen o mistik eko, bence yaşam ile ölüm arasındaki o ince zarın, doğanın derinliklerine yakılan o çaresiz insan çığlığının sinema tarihindeki en güçlü sembollerinden biriydi.
  • Yoksulluk mu Hastalık mı? (Büyük Felsefe): Kızıl Sakal’ın film boyunca savunduğu en büyük felsefe şuydu: “Benim asıl savaştığım şey hastalıklar değil; yoksulluk ve cehalettir. Çünkü yoksulluğu çözmeden hastalıkları asla bitiremezsiniz.” Kurosawa burada o eski samuray filmlerindeki o bireysel dövüşleri bir kenara bırakıp, sistemin en büyük yarasına ne kadar net ve solcu bir perspektiften parmak basmış diye düşündüm.

Son Söz​


Toparlamam gerekirse; Red Beard, 3 saatlik süresine rağmen insanı içten içe eriten, naif hikayeleriyle, muazzam çekim kalitesiyle ve Toshiro Mifune’nin bilge duruşuyla beni ilk saniyesinden son saniyesine kadar ekran karşısında tutmayı başaran çok büyük bir sinema ibadeti gibiydi bana göre. Kurosawa ile Mifune’nin ortaklığı bundan daha görkemli, daha insani ve daha hüzünlü bir filmle noktalanamazdı zaten. İyi ki bu elit listeye sadık kalmışım, bu film de aklımda muazzam hoş bir yerde konumlandı.
Bu büyük vedanın ardından, şimdi siyah-beyaz dönemi tamamen kapatıyoruz ve Kurosawa’nın o meşhur intihar girişiminin ardından Sovyetler Birliği’ne giderek, Sibirya’nın uçsuz bucaksız beyazlığında çektiği meşhur renkli görsel şiire geçiyoruz. Sırada 1975 yapımı, Oscar ödüllü büyük doğa destanı var: Dersu Uzala.
Bakalım Sibirya steplerindeki yaşlı avcı ile Rus yüzbaşının dostluğu hazır olduğunda vahşi doğaya doğru adım atalım!

Red Beard İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.

Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.
 
300x250 Reklam Alani iletisim@mmoturkey.com
Geri
En Üst