MMO_Haberci
Yeni Uye
FRPNet’te beni genellikle daha karanlık, tuhaf, bilimkurgu ya da alt kültür anlatılarının peşinde koşarken görmeye alıştınız. O yüzden Rain Man başlığını görünce bir an “Ne alaka?” demiş olabilirsiniz. Hiç uzatmaya gerek yok; bazen sadece mükemmel bir film izlemek istiyorum ve Rain Man de tam olarak benim için böyle bir tecrübe oldu. Filmin sinema tarihindeki yerinden, aldığı ödüllerden ya da iddialı sinema kuramlarından bahsetmeyeceğim zaten biliyorsunuz. Bana kalırsa bu film, en yalın haliyle iki insanın ve aslında iki ayrı zıtlığın birbirine temas etme hikayesi.

Filmin bütün olayı ve bence en güçlü tarafı, Charlie (Tom Cruise) ile Raymond (Dustin Hoffman) arasındaki adım adım örülen bağda yatıyor. Hikayenin başında Charlie gözümde tam bir 80’ler portresiydi: Bencil, hırslı, her şeyi parayla ve kontrolle çözeceğine inanan biri. Babasının mirasını kaçıran “bilinmeyen kardeş” ortaya çıktığında, Raymond onun için sadece alamadığı paranın bir engeli ya da kullanabileceği bir araçtan ibaretti.
Fakat birlikte yola çıktıklarında işler değişiyor. Raymond’ın kendine ait strictly belirlenmiş rutinleri, kuralları ve dünyası var. Charlie başta bu duruma çıldırıyor, sabırsızlanıyor, onu kendi “normal” dünyasına çekmeye çalışıyor. Ancak yol uzadıkça, hikaye aktıkça Charlie’nin duvarlarının nasıl birer birer çatladığını izledik. Las Vegas’taki meşhur kumarhane sahnesi gibi anlarda ilk başta yine bir çıkar ilişkisi görsek de, Charlie yavaş yavaş kardeşinin zihnindeki saf, hiçbir kötülük barındırmayan dünyayı anlamaya başlıyor. Paranın, hırsın ve gündelik koşturmacanın ötesinde bir insan var orada ve Charlie bunu fark ettikçe değişiyor. Mirasın ya da paranın bir önemi kalmıyor; tek derdi Raymond ile bağı koruyabilmek oluyor.

Teknik tarafta ise Barry Levinson’ın yönetmenliği gerçekten çok temiz geldi bana iyi anlamda. Kamera, yol sahnelerinde bizi geniş ve izole kadrajların içine bırakıyor. İki kardeşin toplumun geri kalanından ne kadar uzakta, kendi küçük evrenlerinde kaldıklarını kadrajlarda çok net hissettim. Karakterler birbirine yaklaştıkça kameranın da onlara yakınlaşması, alanın daralması hikayenin hissini mükemmel besliyor. Müziklerde ise Hans Zimmer’ın synthesizer tercihleri tam yerinde olmuş. Elektronik, ritmik doku hem 80’lerin havasını veriyor hem de Raymond’ın zihnindeki sürekli çalışan, farklı ritme sahip çarkları hissettiriyor.
Aklımda en çok yer eden ve filmi bence unutulmaz kılan birkaç sahne var. Birincisi, ikonik yan yana yürüme sahnesi… İki tamamen zıt karakterin aynı hizada, aynı ritimle yürümesi görsel olarak müthiş bir sembolizm taşıyor. Ama asıl vurucu an benim için filmin sonuydu. Charlie’nin Raymond’ı trende uğurladığı ve ona sarıldığı o sahne… Charlie’nin o kaskatı, bencil kabuğunu tamamen kırıp kardeşine gerçekten dokunduğu, onu hissettiği an orasıydı.
Bence Rain Man, bağırmadan, büyük laflar etmeden insan ilişkilerine dair çok samimi bir şey söylüyor. İzlemediyseniz ya da uzun zaman olduysa, sırf Charlie’nin içsel dönüşümü ve iki kardeşin yoldaki anları için bile tekrar şans vermeye değer.
Rain Man İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.

Bencil Hırstan Kardeşlik Bağına
Filmin bütün olayı ve bence en güçlü tarafı, Charlie (Tom Cruise) ile Raymond (Dustin Hoffman) arasındaki adım adım örülen bağda yatıyor. Hikayenin başında Charlie gözümde tam bir 80’ler portresiydi: Bencil, hırslı, her şeyi parayla ve kontrolle çözeceğine inanan biri. Babasının mirasını kaçıran “bilinmeyen kardeş” ortaya çıktığında, Raymond onun için sadece alamadığı paranın bir engeli ya da kullanabileceği bir araçtan ibaretti.
Fakat birlikte yola çıktıklarında işler değişiyor. Raymond’ın kendine ait strictly belirlenmiş rutinleri, kuralları ve dünyası var. Charlie başta bu duruma çıldırıyor, sabırsızlanıyor, onu kendi “normal” dünyasına çekmeye çalışıyor. Ancak yol uzadıkça, hikaye aktıkça Charlie’nin duvarlarının nasıl birer birer çatladığını izledik. Las Vegas’taki meşhur kumarhane sahnesi gibi anlarda ilk başta yine bir çıkar ilişkisi görsek de, Charlie yavaş yavaş kardeşinin zihnindeki saf, hiçbir kötülük barındırmayan dünyayı anlamaya başlıyor. Paranın, hırsın ve gündelik koşturmacanın ötesinde bir insan var orada ve Charlie bunu fark ettikçe değişiyor. Mirasın ya da paranın bir önemi kalmıyor; tek derdi Raymond ile bağı koruyabilmek oluyor.

Kadrajlar, Ritimler ve Yollar
Teknik tarafta ise Barry Levinson’ın yönetmenliği gerçekten çok temiz geldi bana iyi anlamda. Kamera, yol sahnelerinde bizi geniş ve izole kadrajların içine bırakıyor. İki kardeşin toplumun geri kalanından ne kadar uzakta, kendi küçük evrenlerinde kaldıklarını kadrajlarda çok net hissettim. Karakterler birbirine yaklaştıkça kameranın da onlara yakınlaşması, alanın daralması hikayenin hissini mükemmel besliyor. Müziklerde ise Hans Zimmer’ın synthesizer tercihleri tam yerinde olmuş. Elektronik, ritmik doku hem 80’lerin havasını veriyor hem de Raymond’ın zihnindeki sürekli çalışan, farklı ritme sahip çarkları hissettiriyor.
Kalan İkonik Anlar
Aklımda en çok yer eden ve filmi bence unutulmaz kılan birkaç sahne var. Birincisi, ikonik yan yana yürüme sahnesi… İki tamamen zıt karakterin aynı hizada, aynı ritimle yürümesi görsel olarak müthiş bir sembolizm taşıyor. Ama asıl vurucu an benim için filmin sonuydu. Charlie’nin Raymond’ı trende uğurladığı ve ona sarıldığı o sahne… Charlie’nin o kaskatı, bencil kabuğunu tamamen kırıp kardeşine gerçekten dokunduğu, onu hissettiği an orasıydı.
Son Söz
Bence Rain Man, bağırmadan, büyük laflar etmeden insan ilişkilerine dair çok samimi bir şey söylüyor. İzlemediyseniz ya da uzun zaman olduysa, sırf Charlie’nin içsel dönüşümü ve iki kardeşin yoldaki anları için bile tekrar şans vermeye değer.
Rain Man İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.