MMO_Haberci
Yeni Uye
Perfect Blue’yu izleyince insanda hafif bir kafa karışıklığı ve huzursuzluk kalıyor. Bana kalırsa filmin asıl olayı, teknik numaralardan ziyade bir insanın kendi hayatının kontrolünü yavaş yavaş kaybedip deliliğin eşiğine gelmesini adım adım anlatabilmesi.
İzlerken “Bir insan kendi kararlarını aldığını sanırken nasıl başkalarının kuklası haline gelir?” sorusu sürekli aklımda döndü.

Mima, CHAM! adında şirin bir pop grubunun solisti. Şarkıcılığı bırakıp oyuncu olmaya karar verdiğinde aslında kendi hayatına yön verdiğini, büyüdüğünü düşünüyor. Ama işler hiç de düşlediği gibi gitmiyor.
Grup üyesiyken onu izleyen hayranların bir nevi oyuncağı gibiyken, oyunculuk sektörüne geçince bu kez menajerlerin, yapımcıların ve reyting hırsının eline düşüyor. Sırf dizide biraz daha fazla görünebilsin diye istemediği sahnelerde oynamak zorunda kalması, sonra ajansın zorlamasıyla çıplak pozlar vermesi kızı ruhen tamamen yıpratıyor. Mima kendi bedenine ve kararlarına yabancılaştıkça, zihnindeki büyük çatlak da açılmaya başlıyor.

Bence hikâyenin en gerilimli ve insanı huzursuz eden yeri, Mima’nın internette kendi adına açılmış “Mima’s Room” adındaki bloğu bulduğu an. İnternet kullanımının daha çok yeni olduğu bir dönemde, bir kadının kendisi hakkında yazılmış o kadar detaylı şeyleri okumasındaki çaresizlik çok iyi hissettirilmiş.
Sitede Mima’nın o gün hangi ayağıyla yataktan kalktığı, marketten ne aldığı, tren vagonunda ne hissettiği her şey yazıyor. İşin içinde sadece sapık bir takipçi (Me-Mania) yok; Mima’nın yerini almaya çalışan, onun adına karar veren sanal bir Mima var. Bir süre sonra Mima da kendinden şüphe etmeye başlıyor: “Gerçekten burada yaşayan ben miyim, yoksa o sitede yazan Mima mı?”
Hikaye ilerledikçe Mima’nın oynadığı dizideki rolü ile gerçek hayatı birbirine girmeye başlıyor. Çevresinde ona baskı yapan, onu sömüren adamlar birer birer öldürülüyor. Mima ise her sabah uyandığında kendini nerede olduğunu bilmez bir halde, elinde kanlı elbiselerle buluyor.
Beni en çok geren şey Mima’nın bile kendinden şüphe etmesiydi. Karakter o kadar köşeye sıkışıyor ki, adamları kendisinin öldürüp öldürmediğinden bile emin olamıyor. Gerçekle rüya, dizi setiyle kendi odası arasındaki sınır tamamen siliniyor.
Sonlara doğru Rumi ile ilgili gerçeklerin ortaya çıkması hikayeyi güzel bağlamış. Rumi, Mima’nın geçmişteki “lekesiz, masum pop idolü” halini o kadar takıntı haline getirmiş ki, kızın büyümesini, cinselliğini sergilemesini kabul edemiyor. En sonunda kendi zihninde Mima’nın eski hali olduğuna inanıp Mima gibi yaşamaya çalışıyor.
Mima’nın filmin sonunda kendi eski kıyafetlerini giymiş Rumi ile yaşadığı kovalamaca, aslında bir bakıma kendi geçmişiyle ve insanların ondan bekledikleriyle girdiği bir mücadeleydi.
Perfect Blue, şöhretin, insanların üzerimizdeki beklentilerinin ve takip edilme korkusunun bir insanı nasıl zihnen tüketebileceğini çok net gösteriyor. Finalde Mima’nın arabada aynaya bakıp “Ben gerçeğim” demesi, bütün bu kâbusun içinden kendi kimliğini zor da olsa kurtarabildiğinin küçük ama güzel bir göstergesi olmuş.
Perfect Blue İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.
İzlerken “Bir insan kendi kararlarını aldığını sanırken nasıl başkalarının kuklası haline gelir?” sorusu sürekli aklımda döndü.

Şarkıcılıktan Oyunculuğa: Özgürleşmek mi, El Değiştirmek mi?
Mima, CHAM! adında şirin bir pop grubunun solisti. Şarkıcılığı bırakıp oyuncu olmaya karar verdiğinde aslında kendi hayatına yön verdiğini, büyüdüğünü düşünüyor. Ama işler hiç de düşlediği gibi gitmiyor.
Grup üyesiyken onu izleyen hayranların bir nevi oyuncağı gibiyken, oyunculuk sektörüne geçince bu kez menajerlerin, yapımcıların ve reyting hırsının eline düşüyor. Sırf dizide biraz daha fazla görünebilsin diye istemediği sahnelerde oynamak zorunda kalması, sonra ajansın zorlamasıyla çıplak pozlar vermesi kızı ruhen tamamen yıpratıyor. Mima kendi bedenine ve kararlarına yabancılaştıkça, zihnindeki büyük çatlak da açılmaya başlıyor.

“Mima’s Room” ve Sanal Gölge
Bence hikâyenin en gerilimli ve insanı huzursuz eden yeri, Mima’nın internette kendi adına açılmış “Mima’s Room” adındaki bloğu bulduğu an. İnternet kullanımının daha çok yeni olduğu bir dönemde, bir kadının kendisi hakkında yazılmış o kadar detaylı şeyleri okumasındaki çaresizlik çok iyi hissettirilmiş.
Sitede Mima’nın o gün hangi ayağıyla yataktan kalktığı, marketten ne aldığı, tren vagonunda ne hissettiği her şey yazıyor. İşin içinde sadece sapık bir takipçi (Me-Mania) yok; Mima’nın yerini almaya çalışan, onun adına karar veren sanal bir Mima var. Bir süre sonra Mima da kendinden şüphe etmeye başlıyor: “Gerçekten burada yaşayan ben miyim, yoksa o sitede yazan Mima mı?”
Hangisi Gerçek, Hangisi Hayal?
Hikaye ilerledikçe Mima’nın oynadığı dizideki rolü ile gerçek hayatı birbirine girmeye başlıyor. Çevresinde ona baskı yapan, onu sömüren adamlar birer birer öldürülüyor. Mima ise her sabah uyandığında kendini nerede olduğunu bilmez bir halde, elinde kanlı elbiselerle buluyor.
Beni en çok geren şey Mima’nın bile kendinden şüphe etmesiydi. Karakter o kadar köşeye sıkışıyor ki, adamları kendisinin öldürüp öldürmediğinden bile emin olamıyor. Gerçekle rüya, dizi setiyle kendi odası arasındaki sınır tamamen siliniyor.
Rumi ve Beklentilerin Altında Ezilmek
Sonlara doğru Rumi ile ilgili gerçeklerin ortaya çıkması hikayeyi güzel bağlamış. Rumi, Mima’nın geçmişteki “lekesiz, masum pop idolü” halini o kadar takıntı haline getirmiş ki, kızın büyümesini, cinselliğini sergilemesini kabul edemiyor. En sonunda kendi zihninde Mima’nın eski hali olduğuna inanıp Mima gibi yaşamaya çalışıyor.
Mima’nın filmin sonunda kendi eski kıyafetlerini giymiş Rumi ile yaşadığı kovalamaca, aslında bir bakıma kendi geçmişiyle ve insanların ondan bekledikleriyle girdiği bir mücadeleydi.
Son Söz
Perfect Blue, şöhretin, insanların üzerimizdeki beklentilerinin ve takip edilme korkusunun bir insanı nasıl zihnen tüketebileceğini çok net gösteriyor. Finalde Mima’nın arabada aynaya bakıp “Ben gerçeğim” demesi, bütün bu kâbusun içinden kendi kimliğini zor da olsa kurtarabildiğinin küçük ama güzel bir göstergesi olmuş.
Perfect Blue İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.