Ne Diyelim, Ahoy mu Diyelim? – Assassin’s Creed: Black Flag Resynced İncelemesi

EmpireRise2 — 1-99 Oldschool Metin2, hard classic PvP sunucusu acik! Kayit Ol PlayZoxera — Premium Survival Minecraft! Battle Pass, gunluk gorevler, mobil destek. Sunucuya Git

MMO_Haberci

Yeni Uye
Assassin’s Creed serisinin yıllar boyu gittiği yol, evrildiği ‘şey’ tartışılır durur ancak kim ne derse desin, artık kemikleşmiş folkloru ile popüler kültürün sağlam aktörlerinden birine çoktan dönüştü. Serinin bana göre en iyi üyelerinden olan Black Flag de yenilenerek kendini hatırlatma peşinde.

Ubisoft’un Resynced modelini ele alalım önce, sonra kafalar çiçek olmasın. Bu her şeyin sıfırdan ele alındığı bir yeniden yapım değil. Görsel olarak ciddi iyileştirmeler içeren, oyun dinamiklerinin üzerindeki yaşlı tozunu üfleyen ama hem hikaye, hem de genel anlamda orijinalinden çok da ayrılmayan bir yapım bu. The Last of Us veya GTA V’in her yeni platformda makyajlanmasının bir benzerini düşünebiliriz. Assassin’s Creed IV: Black Flag bundan tam 13 sene önce, 2013 yılında evlerimize sızmıştı ve şahsen serinin en iyi oyunlarından biri olarak görürüm. Sonrasında gelen devam oyunları bile bu fikrimi değiştiremedi -ki Assassin’s Creed IV: Black Flag – Resynced resmi olarak duyurulduğunda 13 dakika kadar baygın kaldığıma dair iddialar hala ortada dolaşır. Black Flag ana hikayeyi destekleyecek materyale sahip değil gibidir, iki tarafa da yakın durmayan korsan kahramanıyla ”Yok, bundan olmaz” dedirtir ama işin sonunda ortada taş gibi bir oyun duruyor. Resynced orijinalin üzerine neler koyuyor, neleri yanlış yapıyor, kamarama gelin ve hep birlikte bakalım.

Altın Yumurtlayan Kaz ile Tanışan Edward Kenway…


Black Flag’in hikayesi ufak eklemeler dışında orijinaliyle aynı. Korsanlık ve tabii ki getirisi olarak zengin olma hayaliyle denizlere açılan Edward, saldırdıkları bir gemi ile çatışma halindeyken ilk sahnesini alıyor. Bu hızlı açılışın ardından gemiler batıyor ve Edward bir sahilde uyanıyor. Daha sonra Templar’lara çalışan bir Assassin üyesi olduğunu öğreneceği düşmanını öldürüp tarafını tanımlayan kostümünü ve hayati önem taşıyan ”teslimat”ını yanına alan kahramanımızın tek bir hedefi var; emaneti teslim edip kısa yoldan zengin olmak. İşler öyle kolay değil tabii ki, açgözlülük soslu tercihi yüzünden Templar ve Assassin çatışması arasında kalan sarı çıyan, iki grubun niyetini hızlıca öğreniyor. İbre doğal olarak özgür dünyadan ve bireylerin özgürlüğünden yana olan Assassin’lere kayıyor. Korsanların doğasında yatan özgür yaşam arzusu, bu düşünce ile bir güzel örtüşüyor. Gönülsüzce bir taraf seçen ve belki de hiç istemediği bir savaşın ortasında kalan Kenway’i bundan sonra zorlu ve uzun bir macera bekliyor.



Black Flag, Ezio’nun başrolünde olduğu AC II’den sonra serinin en dinamik hikayeye sahip oyunu bana sorarsanız. Korsanlık gibi hala inanılmaz cezbedici bir konuyu tema alması ve bunun merkezine Templar – Assassin çatışmasını yerleştirmesi yeterli değil mi? Özgür olma arzusunun suçla karıştığı, deniz tuzunun kavruk tenlerden eksik olmadığı korsanların çağı, bir şekilde Assassin’s Creed evreni ile müthiş uyum içinde ilerliyor ve oyunun öyküsü aradan geçen onca yıla rağmen hala çok taze. Resynced’in tam da burada ufak bir problemi mevcut, notumu düşmezsem tarih beni affetmez (kendini aşırı önemli gören insan modu: Açık). Bazı ara videolar sadece görsel dokunuşla ödüllendirilmiş. Arka sesler ve geçişler de bir şeyler eksik kalabiliyor. Döneminde fark etmediğimiz problemler belli ki ancak günümüz tek kişilik hikaye odaklı oyunları anlatıma ve onu oluşturan öğelere öylesine sıkı önem veriyor ki, çıta çok yükselmiş durumda. Bahsettiğim eksiklik hissini belli ara videolara denk gelince hemen anlayacaksınız zaten. Anlatılmaz, yaşanır durumu kısacası.

Assassin’s Creed IV: Black Flag – Resynced görsel olarak muazzam. Orijinal oyunda su efektleri ve atmosfer çok iyiydi ama şimdi açsanız denizde geçen bölümler hariç fena sırıtır. Resynced ile Ubisoft oyunu müthiş bir şekilde revize etmiş ve dönem Havana’sını capcanlı bir şekilde resmetmiş. İki versiyon arasındaki karşılaştırma videoları her şeyi net özetliyor zaten. Sizi hiç üzmeyeyim ve bir karşılaştırma videosu ekleyeyim, Ice Americano’muzu koyup keyifle izleyelim hep birlikte.

YouTube player




Bir Salın da Özgürce Yüzelim Kardeşim!!


Resynced, genel açıdan bakıldığında deli dehşet bir görsel iyileştirme yaşamış ama orada bırakılmış izlenimi veriyor olabilir. Evet, hikaye ve genel olarak oyun dinamiklerinin çoğu büyük oranda korunmuş ancak Ubisoft tembellik yapmamış, her yere biraz dokunmuş. Hemen fark edilmeyen ama oyun tecrübenizi tereyağından kıl çekme kadar keyifli hale getiren dokunuşlar bunlar (bu işlemin keyifli olduğunu düşünenler beri gelsin). Neler elden geçmiş de tereyağı-kıl kombosunu aklıma düşürmüş, gelin bir bakalım.

Açık dünya yüzölçümü ve içine aldığı adacıklarıyla aynen korunmuş ancak orijinal oyunda haritada bölge değiştirirken o lanet yükleme ekranıyla karşılaşırdık, hatırlar mısınız? Şimdi o ekran tarih olmuş durumda. Atlayın geminize ve özgürce, hiç aksama veya bekleme yaşamadan tüm haritayı gezin. Bu rahatlık bile Resynced’i güzelleştiriyor. Öyle çok da küçük haritamız yok bu arada. AC Odyssey ölçeği beklemeyin ama bana göre hikayenin odağını dağıtan, yan görevler arasında kaybolduğunuz o devasa ölçeklere de çok gerek yok. Black Flag tam tadında, hem özgürlük sunuyor, hem de sizi sürekli olarak öykünün rotasında tutuyor. Son 2-3 Assassin’s Creed oyunu, devasa haritaların seriye çok da yaramadığını kanıtladı sanki, Valhalla ve Shadows serinin eski oyunlarındaki tadı vermekten biraz uzaktı.



13 sene önce gemiden atlayıp özgürce su altına dalamayan bir korsana sahiptik, şimdi işler değişti. Edward istediği zaman denize dalabiliyor, çılgınlar gibi yüzebiliyor, hiç de fena olmayan nefes tutma süresi sayesinde Karabatak gibi bir yerden dalıp olmadık yerlerden su üstüne çıkabiliyor. Orijinal oyunda bu özgürlüğe sahip olmamamız muhtemelen teknik yetersizliklerdendi. Şu anda tüm engeller aşılmış durumda Black Flag ilk andan beri olması gerektiği haldeymiş gibi hissettiriyor. Su altının görsel güzelliği de bu işin kreması; rengarenk balıklar ve mercanlar size bambaşka bir dünya sunuyor, utanmayıp dillense ”Suya dalmayanı ıslak meşe odunuyla döverim!” diye yükselecek Black Flag. Odun tehdidini hiç beklemeden dalıp durun suya, ortam mis. Zaten buna teşvik etmek için özellikle adacıkların etrafına, su altındaki batıklara hazineler saklamış Ubisoft. Yem takıldı, olta atıldı, sıra sizde.

Adacık demişken, babamız bize gerçek hayatta adacık gemicik falan alamamış olabilir ama Black Flag sayesinde irili ufaklı onlarca ada hizmetinizde. Oyunun yenilenen kısımlarından biri de bu zaten. Adaların her birinde bulabileceğiniz özel kasalar, gizemler ve avladığınızda derilerini gelişim ağacında kullanabileceğiniz hayvanlar yer alıyor. Yakınlaştırma tuşu ve Kartal Noktaları sayesinde bu gizemlerin yerlerini tıpkı Valhalla’da olduğu gibi bulmak düşüyor size. Parkur yeteneklerimizi kullanmamız adına adaları dikey ve yatay olarak etkili bir şekilde kullanmış Ubisoft, her adada biraz ter döküyoruz.

Assassin’s Creed: Black Flag Resynced, ‘Teknik, daha teknik!!” diye bağıranları da mutlu edecek. Yeni nesil konsollar 60FPS desteği, Ray Tracing özelliği, gelişmiş gölgelendirmeler ve oldukça kısa yükleme süreleriyle Black Flag yeniden doğuyor. Kaplama patlaması sorunu olmaması, derinlik netliği ve uzak nesnelerin net bir şekilde belirgin olması sayesinde abisine oranla her açıdan leziz bir tecrübeye dönüşüyor Resynced. O kadar yazdık, çizdik ama hep övdük. Hiç mi sorunu yok bu oyunun? Var, hem de biraz canınızı sıkacak bir sorunu var. Kahvemi tazeleyip geliyorum, birazdan anlatacağım.

Evet, Hala Dövüşemiyorum A Dostlar…


Oyunun yakın dövüş dinamikleri nedense çok az elden geçirilmiş. Kan dozunun arttığı sinematik bitiriş sayısındaki artış dışında bu cephede pek bir yenilik yok.Edward hala çok hantal dövüşüyor ve bu tarafta bir gelişim ağacı olmadığı için oyunun başından sonuna aynı animasyonlar eşliğinde neredeyse aynı hareketlerle dövüşüyorsunuz. İlerledikçe eklenen bir kaç dinamik dışında Edward’ın kılıç yetenekleri aynı. Kontrollerdeki ilginç hantallık, düşman saldırılarını bloklamanızı zorlaştırabiliyor. Oysa ki oyunun çatışma dinamikleri Arkham serisine benzer bir dövüş sistemine o kadar müsait ki, müthiş bir potansiyel harcanmış burada. Keşke görsele abandığı kadar buraya da bir dokunsaymış Ubisoft, sonuçta bu bir aksiyon oyunu ve süresinin önemli bölümünü çatışmalar elinde tutuyor.



Orijinal oyunda yer alan ve günümüzde geçen Abstergo bölümleri tamamen kaldırılmış. Templar tarafına hizmet eden Abstergo Industries ofisinde geçen bu bölümler zaman zaman gereksiz hissettirebiliyordu ancak dünyanın en büyük çatışmasının merkezini, günümüzdeki durumunu görebilmek adına güzel detaylar verebiliyordu. Bunu oyundan çıkararak Edward Kenway’in hikayesine odaklanmak istenmiş ancak bu hikayenin temeli günümüzde atıldığı için o cepheye bir bakış atmak iyi olurdu diye düşünüyorum. Hikayeyi çeşitlendirip renklendirmek adına da bu bölümler görevini iyi yapıyordu açıkçası, kaldırılmaları ilginç bir tercih olmuş sanki. Gene orijinal oyunda yer alan çoklu oyuncu modu da kaldırılmış durumda. AC serisinde çoklu oyuncu pek tutmadığı için bu noktada şikayet etmeyeceğim.

Assassin’s Creed: Black Flag Resynced sıfırdan inşa edilmiş bir yeniden yapım değil, bunu bilerek bu gemiye binin lütfen. Görsel olarak müthiş bir elden geçirme mevcut ve oyunun hayranları için bu bile başlı başına yeniden ziyaret sebebi olabilir. Eşsiz deniz dinamikleri ve gergin gemi çatışmaları oyunun en güçlü tarafı. İçerik olarak eklemeler ve çıkarmalar mevcut ancak o hatırladığınız leziz Edward Kenway macerası hala yerli yerinde. Bu makyajı hak eden nadir Assassin’s Creed oyunlarından biri Black Flag, o yüzden kusur falan aramadan bu eski dost ile tekrar bir muhabbete girin, hiç düşünmeyin.

Ne Diyelim, Ahoy mu Diyelim? – Assassin’s Creed: Black Flag Resynced İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.

Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.
 
300x250 Reklam Alani iletisim@mmoturkey.com
Geri
En Üst