MMO_Haberci
Yeni Uye
Maratonun ikinci durağında, ilk filmin aceleye getirilmiş “korsan” havasından sıyrılıp, iplerin bizzat Goscinny ve Uderzo’nun eline geçtiği 1968 yapım Astérix et Cléopâtre (Asteriks ve Kleopatra) bugün konumuz . Bütçenin katlandığı, renklerin parıldadığı ama beraberinde dönemin bazı sinir bozucu alışkanlıklarını da getiren, tam anlamıyla iki ucu keskin bir film var karşımızda.

İlk filmde “Bu köyde niye kadın yok, Oburiks niye bu kadar yancı?” diye haklı olarak saydırmıştım. Neyse ki bu film tam bir ilaç gibi geldi. Oburiks nihayet bildiğimiz devasa, sevimli ana karakter ağırlığına kavuşmuş; piramitlerin burnunu kırıyor, sfenksleri birbirine katıyor. En önemlisi de sinema tarihinde ilk kez minik dostumuz İdefiks (Dogmatix) ile tanışıyoruz. Özellikle piramidin içinde kayboldukları sahnede hikayeye olan etkisi ve Oburiks ile olan ilk kimyası nefisti! Karakter dengesi nihayet çizgi romana yakışır şekilde cuk oturmuş.

Gelelim filmin beni en çok rahatsız eden, izlerken keyfimi baltalayan kısmına. Kleopatra’nın o “Ben kötüyüm, kibirliyim” tarzı aristokrat duruşu tamam, Hollywood’un 1963 yapımı dev bütçeli Cleopatra filmine eğlenceli bir nazire. Fakat Kleopatra’nın yanındaki o siyahi köle tasarımı… Kusura bakmayın ama burada SJW damarım tavan yaptı, laf ettirmem. 60’lar Avrupa sinemasının ve çizgi roman kültürünün o sömürgeci, ırkçı reflekslerle siyahi karakterleri kocaman, abartılı dudaklarla karikatürize etmesi bugünün gözüyle bakınca acayip kötü insanlık dışı duruyor. İncelemede buraya çok büyük yer ayırıp yazıyı boğmak istemiyorum ama bu ırkçı görsel dilden rahatsız olduğumu da buraya net bir şekilde not düşüyorum.
Filmdeki piramit inşaatında patlak veren işçi isyanı ve grev muhabbeti ise dâhiceydi. Ama bunu derin bir politik alt metin olarak okumaya gerek yok; Goscinny antik Mısır dekorunun içine modern dünyanın sendika, iş bırakma ve hak arama kavramlarını fırlatarak harika bir durum komedisi, saf bir espri yakalamış. İzlemesi acayip keyifliydi.
Ancak aynı keyfi müzikal sekanslar için söyleyemeyeceğim. Normalde müzikal görünce filmi direkt kapatan, nefret eden bir insan değilimdir; pek beğenmesem de oturur izlerim. Fakat bu filmdeki “Arsenikli Pasta” gibi müzikal numaralar beni gerçekten sıktı. Asteriks’in hızlı, dinamik ve tokat atmaya dayalı aksiyon temposunun arasına giren bu şarkılar filmin hızını resmen baltalamış, hikayeyi gereksiz yere yavaşlatmış.

Görsel ve teknik sıçramasıyla, Oburiks and İdefiks’in devleşmesiyle ilk filmden çok daha büyük ve “olmuş” bir film var ortada. Dönemin çirkin ırkçı karakter tasarımları ve tempoyu sündüren müzikal sahneleri olmasaydı puanım çok daha yüksek olabilirdi. Yine de çizgi roman ruhunu yaşatması açısından listede önemli bir yer tutuyor.
Mısır Çöllerinde Hamallık: Astérix et Cléopâtre (1968)İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.

Karakterler Hoşgeldiniz!
İlk filmde “Bu köyde niye kadın yok, Oburiks niye bu kadar yancı?” diye haklı olarak saydırmıştım. Neyse ki bu film tam bir ilaç gibi geldi. Oburiks nihayet bildiğimiz devasa, sevimli ana karakter ağırlığına kavuşmuş; piramitlerin burnunu kırıyor, sfenksleri birbirine katıyor. En önemlisi de sinema tarihinde ilk kez minik dostumuz İdefiks (Dogmatix) ile tanışıyoruz. Özellikle piramidin içinde kayboldukları sahnede hikayeye olan etkisi ve Oburiks ile olan ilk kimyası nefisti! Karakter dengesi nihayet çizgi romana yakışır şekilde cuk oturmuş.

Dönemin Aptallıkları
Gelelim filmin beni en çok rahatsız eden, izlerken keyfimi baltalayan kısmına. Kleopatra’nın o “Ben kötüyüm, kibirliyim” tarzı aristokrat duruşu tamam, Hollywood’un 1963 yapımı dev bütçeli Cleopatra filmine eğlenceli bir nazire. Fakat Kleopatra’nın yanındaki o siyahi köle tasarımı… Kusura bakmayın ama burada SJW damarım tavan yaptı, laf ettirmem. 60’lar Avrupa sinemasının ve çizgi roman kültürünün o sömürgeci, ırkçı reflekslerle siyahi karakterleri kocaman, abartılı dudaklarla karikatürize etmesi bugünün gözüyle bakınca acayip kötü insanlık dışı duruyor. İncelemede buraya çok büyük yer ayırıp yazıyı boğmak istemiyorum ama bu ırkçı görsel dilden rahatsız olduğumu da buraya net bir şekilde not düşüyorum.
İşçi Grevi ve Sıkıcı Müzikal Sekanslar
Filmdeki piramit inşaatında patlak veren işçi isyanı ve grev muhabbeti ise dâhiceydi. Ama bunu derin bir politik alt metin olarak okumaya gerek yok; Goscinny antik Mısır dekorunun içine modern dünyanın sendika, iş bırakma ve hak arama kavramlarını fırlatarak harika bir durum komedisi, saf bir espri yakalamış. İzlemesi acayip keyifliydi.
Ancak aynı keyfi müzikal sekanslar için söyleyemeyeceğim. Normalde müzikal görünce filmi direkt kapatan, nefret eden bir insan değilimdir; pek beğenmesem de oturur izlerim. Fakat bu filmdeki “Arsenikli Pasta” gibi müzikal numaralar beni gerçekten sıktı. Asteriks’in hızlı, dinamik ve tokat atmaya dayalı aksiyon temposunun arasına giren bu şarkılar filmin hızını resmen baltalamış, hikayeyi gereksiz yere yavaşlatmış.

Son Söz
Görsel ve teknik sıçramasıyla, Oburiks and İdefiks’in devleşmesiyle ilk filmden çok daha büyük ve “olmuş” bir film var ortada. Dönemin çirkin ırkçı karakter tasarımları ve tempoyu sündüren müzikal sahneleri olmasaydı puanım çok daha yüksek olabilirdi. Yine de çizgi roman ruhunu yaşatması açısından listede önemli bir yer tutuyor.
Mısır Çöllerinde Hamallık: Astérix et Cléopâtre (1968)İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.