Last Night in Soho İncelemesi: Rengarenk Bir Balon

EmpireRise2 — 1-99 Oldschool Metin2, hard classic PvP sunucusu acik! Kayit Ol PlayZoxera — Premium Survival Minecraft! Battle Pass, gunluk gorevler, mobil destek. Sunucuya Git

MMO_Haberci

Yeni Uye
Edgar Wright, sinematik üslubu ve ritim duygusuyla çağdaş sinemanın en kendine has isimlerinden biri. Ancak Last Night in Soho, yönetmenin teknik ustalığı ile senaryo yazımı arasındaki makasın en çok açıldığı yapım olarak öne çıkıyor. Film, 1960’ların Londra’sına duyulan romantik nostaljiyi bir psikolojik gerilim ambalajıyla sunarken, ne yazık ki görsel ihtişamını sağlam bir anlatıyla desteklemeyi başaramıyor.


Görsel Bir Şölen: Neonlar, Aynalar ve Zaman Geçişleri​


Filmin hakkını teslim etmek gereken ilk ve en güçlü tarafı kesinlikle görüntü yönetimi ve prodüksiyon tasarımı. Chung-hoon Chung’un kamerası; 1960’ların Soho’sunu tekinsiz ama büyüleyici bir renk paletiyle çiziyor. Neon ışıkların yarattığı kontrast, ayna illüzyonları üzerinden kurulan zaman geçişleri ve pratik efektlerle sağlanan eşzamanlı çekimler teknik açıdan kusursuz.

Ayrıca Anya Taylor-Joy (Sandie), ekranda yer aldığı her saniyede büyüleyici bir ekran karizması sergiliyor. Sadece oyunculuğuyla değil, duruşu ve vokalleriyle de 60’lar rüyasının ve ardından gelen kabusun simgesi haline gelmeyi başarıyor. Thomasin McKenzie ile kurulan ayna ikiliği, filmin görsel olarak en pürüzsüz işleyen mekanizması.


Akmayan Tempo ve Yüzeyde Kalan Hikaye​


Teknik başarı bir kenara bırakıldığında, filmin senaryo ve kurgu tarafında ciddi bir tıkanıklık göze çarpıyor. Hikaye; moda tasarımı okumak için Londra’ya gelen Eloise’in, geçmişin gizemli figürü Sandie ile kurduğu mistik bağ üzerinden şekilleniyor. Ancak bu süreç, anlatıyı ileriye taşıyan dinamik bir gizemden ziyade, kendini tekrar eden ve ritmini bir türlü bulamayan yavaş bir döngüye dönüşüyor.

Film, uzun bir süre boyunca seyirciye atmosfer satmaya çalışırken olay örgüsünü ilerletmekte yetersiz kalıyor. Hikayedeki gerilim unsurları ve “geçmişin hayaletleri”, psikolojik bir derinlik kazanmak yerine yüzeysel birer görsel motife indirgeniyor.


Final Problemi: Tonal Kaos ve Havada Uçuşan Bıçaklar​


Filmin en büyük kırılma noktası ise son periyodunda yaşanıyor. İlk iki periyotta oldukça ağır, tekinsiz ve psikolojik bir hat izleyen anlatı; final bölümünde bir anda kontrolünü kaybediyor. Bütün film boyunca biriken ama bir türlü patlamayan gerilim, son birkaç dakikaya sıkıştırılmış kaotik bir aksiyonla çözülmeye çalışılıyor.

Bıçakların havada uçuştuğu, ters köşelerin art arda patladığı ve ani ton değişimlerinin yaşandığı bu final; filmin başından beri inşa etmeye çalıştığı psikolojik atmosferi tamamen zedeleyerek yapay bir kovalaçaya dönüşüyor.


Sonuç​


Last Night in Soho, teknik işçiliği, renk paleti ve Anya Taylor-Joy’un performansıyla göz dolduran, ancak senaryo derinliği ve tempo konusunda sınıfta kalan bir yapım. Edgar Wright, görsellik ve atmosfer yaratma konusunda ne kadar cömertse; anlatı, karakter gelişimi ve tatmin edici bir final sunma konusunda bir o kadar yetersiz kalıyor. Sonuç olarak ortaya; dışı son derece parlak ve cezbedici, içi ise ne yazık ki kof bir seyirlik çıkıyor.

Last Night in Soho İncelemesi: Rengarenk Bir Balon ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.

Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.
 
300x250 Reklam Alani iletisim@mmoturkey.com
Geri
En Üst