MMO_Haberci
Yeni Uye
Josh Safdie’nin yönettiği, Timothée Chalamet’nin başrolünde olduğu Marty Supreme’i izledim evet biraz geç olsada. Açık söylemek gerekirse film beni baştan sona çok içine çeken, “vay be” dedirten bir iş olmadı. Yönetmenin sinemasıyla ilk kez bu filmle tanıştım; evet, çekimler ve görsel yönetim fena değil ama ortada bazı temel uyumsuzluklar var.
Öncelikle müzik meselesi kafamı en çok kurcalayan şey oldu. Müzikler tek başına mükemmel şarkılar “Forever Young”,”Everybody Wants To Rule The World” ama ne filmle ne de izlediğimiz sahnelerle zerre uyumlu. Sahnenin ruhunu desteklemek yerine havada kalan, yabancılaşma yaratan seçimler yapmışlar.

Buna karşın filmin temposu fena değil, aktığını söylemek lazım. Maç sahnelerindeki sürekli ileri geri giden “ping-pong-ping-pong” temposu kurguda hızlı akıyor. Film genel olarak çok karanlık, basık bir tonda ilerliyor; Safdie bu karanlık atmosferi ve çekim kalitesini iyi kurmuş.
Timothée Chalamet’ye gelirsek… Kötü oynamamış, eli yüzü düzgün bir performans var ortada ama bence kesinlikle kendi potansiyelinin tamamını kullanmamış. Daha da açabileceği, yükselebileceği yerlerde hep fren yapmış, güvenli alanda kalmayı tercih etmiş gibi hissettiriyor. Neyse ki temalar iyi işlenmiş; hırs, takıntı ve alt metinler kağıt üzerinde ve kurguda sağlam duruyor. Toparlamak gerekirse görsel açıdan ve teknik olarak izletiyor ama müzik tercihi ve oyunculuktaki o frenlenmiş hal filmin altını biraz boşaltmış.

Josh Safdie’nin önceki işlerini izlemedim ama bu filmde daha kontrollü ve mesafeli bir yoldan yürüdüğü, özellikle kurgu ve mekan kullanımında hissediliyor. Yönetmen, 1950’lerin boğucu ve hırslı yeraltı dünyasını kurarken kamerayı karakterlerin ensesinden ayırmıyor; fakat bu yakınlık bazen olay örgüsünün nefes almasını engelliyor. Safdie sinemasının alametifarika olan kaos üretme becerisi, bu filmde biraz daha steril ve hesap kitap yapılmış bir formüle evrilmiş gibi duruyor. Seyirciyi köşeye sıkıştıran ham enerjinin yerine, teknik olarak kusursuz ama duygusal olarak mesafeli bir görsel dil konulmuş.

Film, dönemin estetiğini ve masa tenisi kültürünün kıyıda köşede kalmış, hırslı ve küçücük salonlardaki atmosferini yansıtma konusunda elinden geleni yapıyor. Kostümler, mekanların sinirli ve dumanlı havası, dönemin ruhunu kağıt üstünde yakalıyor. Ancak bu estetik başarı, senaryonun geri kalanıyla tam anlamıyla bütünleşemiyor. Ortada kusursuz bir set tasarımı var fakat karakterler bu setlerin içinde yaşayan birer insan evladından ziyade, dönemin konseptini dolduran figüranlar gibi hissettirdiği anlar olabiliyor. Atmosfer var ama o atmosferin altını dolduran ruh bazen eksik kalıyor.

Toparlamak gerekirse Marty Supreme, beklentileri çok yukarıda tutarak masaya oturduğunuzda insanı biraz hayal kırıklığına uğratabilecek, potansiyelinin bir kısmını yolda bırakmış bir yapım. Müzik seçimlerindeki absürt kopukluklar, Chalamet’nin vites büyütmeyen güvenli oyunculuğu ve filmin tekdüze karamsarlığı, yapımın altını biraz boşaltıyor. Yine de sinema salonundan çıktığınızda üzerine konuşulacak, tartışılacak detaylar barındırıyor. Safdie sinemasına farklı bir pencereden bakmak ve teknik tercihleri masaya yatırmak için fena bir deneme sayılmaz.
Hırs ve Ping-Pong Hikayesi: Marty Supreme İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.
Öncelikle müzik meselesi kafamı en çok kurcalayan şey oldu. Müzikler tek başına mükemmel şarkılar “Forever Young”,”Everybody Wants To Rule The World” ama ne filmle ne de izlediğimiz sahnelerle zerre uyumlu. Sahnenin ruhunu desteklemek yerine havada kalan, yabancılaşma yaratan seçimler yapmışlar.

Buna karşın filmin temposu fena değil, aktığını söylemek lazım. Maç sahnelerindeki sürekli ileri geri giden “ping-pong-ping-pong” temposu kurguda hızlı akıyor. Film genel olarak çok karanlık, basık bir tonda ilerliyor; Safdie bu karanlık atmosferi ve çekim kalitesini iyi kurmuş.
Timothée Chalamet’ye gelirsek… Kötü oynamamış, eli yüzü düzgün bir performans var ortada ama bence kesinlikle kendi potansiyelinin tamamını kullanmamış. Daha da açabileceği, yükselebileceği yerlerde hep fren yapmış, güvenli alanda kalmayı tercih etmiş gibi hissettiriyor. Neyse ki temalar iyi işlenmiş; hırs, takıntı ve alt metinler kağıt üzerinde ve kurguda sağlam duruyor. Toparlamak gerekirse görsel açıdan ve teknik olarak izletiyor ama müzik tercihi ve oyunculuktaki o frenlenmiş hal filmin altını biraz boşaltmış.

Yönetmenlik ve Sinematografi
Josh Safdie’nin önceki işlerini izlemedim ama bu filmde daha kontrollü ve mesafeli bir yoldan yürüdüğü, özellikle kurgu ve mekan kullanımında hissediliyor. Yönetmen, 1950’lerin boğucu ve hırslı yeraltı dünyasını kurarken kamerayı karakterlerin ensesinden ayırmıyor; fakat bu yakınlık bazen olay örgüsünün nefes almasını engelliyor. Safdie sinemasının alametifarika olan kaos üretme becerisi, bu filmde biraz daha steril ve hesap kitap yapılmış bir formüle evrilmiş gibi duruyor. Seyirciyi köşeye sıkıştıran ham enerjinin yerine, teknik olarak kusursuz ama duygusal olarak mesafeli bir görsel dil konulmuş.

Dönem Atmosferi ve Yeraltı Dünyası
Film, dönemin estetiğini ve masa tenisi kültürünün kıyıda köşede kalmış, hırslı ve küçücük salonlardaki atmosferini yansıtma konusunda elinden geleni yapıyor. Kostümler, mekanların sinirli ve dumanlı havası, dönemin ruhunu kağıt üstünde yakalıyor. Ancak bu estetik başarı, senaryonun geri kalanıyla tam anlamıyla bütünleşemiyor. Ortada kusursuz bir set tasarımı var fakat karakterler bu setlerin içinde yaşayan birer insan evladından ziyade, dönemin konseptini dolduran figüranlar gibi hissettirdiği anlar olabiliyor. Atmosfer var ama o atmosferin altını dolduran ruh bazen eksik kalıyor.

Son Söz
Toparlamak gerekirse Marty Supreme, beklentileri çok yukarıda tutarak masaya oturduğunuzda insanı biraz hayal kırıklığına uğratabilecek, potansiyelinin bir kısmını yolda bırakmış bir yapım. Müzik seçimlerindeki absürt kopukluklar, Chalamet’nin vites büyütmeyen güvenli oyunculuğu ve filmin tekdüze karamsarlığı, yapımın altını biraz boşaltıyor. Yine de sinema salonundan çıktığınızda üzerine konuşulacak, tartışılacak detaylar barındırıyor. Safdie sinemasına farklı bir pencereden bakmak ve teknik tercihleri masaya yatırmak için fena bir deneme sayılmaz.
Hırs ve Ping-Pong Hikayesi: Marty Supreme İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.