MMO_Haberci
Yeni Uye
Interstella 5555’i izleyip hülyalı animasyon atmosferine bayıldıktan sonra köklere inip Galaxy Express 999: The Movie’ye düşmek tam anlamıyla piyango oldu. Matsumoto abimizin meşhur evrenine ilk defa bu filmle adım attım ve iyi ki de atmışım. 1979 yapımı bu anime, uzay boşluğunda süzülen buharlı bir tren fikriyle baştan “Ben biraz farklıyım” mesajını veriyor zaten.

Hikaye, annesi mekanik insanlar tarafından avlanan gariban yetimimiz Tetsuro’nun intikam ve ölümsüz bir çelik beden arayışıyla başlıyor. Filmin kurduğu dünya düzeni aslında bayağı politik ve kasvetli: Zenginler parayı basıp mekanik bedenlerle ölümsüzleşmiş, fakirler ise etten ve kemikten kalıp bu sistemin altında ezilmeye mahkûm edilmiş. Ama film bunu hiç öyle “bakın şimdi size ders veriyorum” gibi göze parmak sokarak yapmıyor. Kasvetli atmosferin içinde aksine çok doğal akan bir çürümüşlük hissi var.
Tetsuro’nun “Ben de makine olucam ya!” kafasıyla çıkıp, yolda insan kalmanın, acı çekebilmenin ve ölümlü olmanın kıymetini anlaması bana göre filmin en tatlı yeri. Bize vaat edilen pürüzsüz mekanik ölümsüzlük, aslında hissetmeyi ve ruhu kaybetmekten başka bir şey değilmiş.

Gelelim Maetel ile Tetsuro arasındaki ilişkiye… İnanılmaz keyifli ve açıkçası animelerde pek görmeye alışık olmadığımız bir dinamik kurulmuş aralarında. Ne tam bir abla-kardeş ne de tam bir klasik aşk ilişkisi. Maetel’in sürekli kırık, gizemli ve ne sakladığını bilmediğimiz hüzünlü duruşu sahneleri çok iyi taşıyor.
Ha bu arada, ben Kaptan Harlock gibi Matsumoto evreninin diğer ikonik tiplerini pek tanıyan biri değildim, ilk defa bu filmde karşılaştım diyebilirim. O yüzden yan karakterlerin efsaneliğinden ziyade benim odağım tamamen Tetsuro’nun bu kişisel ve içsel yolculuğunda kaldı. Tetsuro odaklı gitmesi bence filmin temposunu hiç düşürmemiş, aksine hikayeyi çok daha derli toplu tutmuş.
70’ler sonu el çizimi animasyonların nostaljik dokusu zaten kendini belli ediyor. Uzayın ortasında giden Victoria dönemi buharlı treni görselliği ilk başta absürt gelse de izledikçe insanı içine çekiyor. Müzikler de o dönemin senfonik havasıyla sahnelerin arkasına çok güzel oturmuş, atmosfere ayrı bir hava katmış.

Toparlamak gerekirse; hem bilimkurgu estetiği hem de büyüme hikayesi olarak beni fazlasıyla tatmin eden, izlerken hem keyif aldığım hem de “Ulan ne güzel iş yapmışlar” dediğim bir klasik oldu. Retro anime kovalıyorsanız ya da Interstella gibi işlerin kökenini merak ediyorsanız kesinlikle şans verin derim.
Galaxy Express 999 (1979) İncelemesi: Bir Zamanlar Uzayda Buharlı Trenler Vardı ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.

Mekanik Bedenler, İnsan Kalmak
Hikaye, annesi mekanik insanlar tarafından avlanan gariban yetimimiz Tetsuro’nun intikam ve ölümsüz bir çelik beden arayışıyla başlıyor. Filmin kurduğu dünya düzeni aslında bayağı politik ve kasvetli: Zenginler parayı basıp mekanik bedenlerle ölümsüzleşmiş, fakirler ise etten ve kemikten kalıp bu sistemin altında ezilmeye mahkûm edilmiş. Ama film bunu hiç öyle “bakın şimdi size ders veriyorum” gibi göze parmak sokarak yapmıyor. Kasvetli atmosferin içinde aksine çok doğal akan bir çürümüşlük hissi var.
Tetsuro’nun “Ben de makine olucam ya!” kafasıyla çıkıp, yolda insan kalmanın, acı çekebilmenin ve ölümlü olmanın kıymetini anlaması bana göre filmin en tatlı yeri. Bize vaat edilen pürüzsüz mekanik ölümsüzlük, aslında hissetmeyi ve ruhu kaybetmekten başka bir şey değilmiş.

Maetel ve Tetsuro: Garip ve Nefis Dinamik
Gelelim Maetel ile Tetsuro arasındaki ilişkiye… İnanılmaz keyifli ve açıkçası animelerde pek görmeye alışık olmadığımız bir dinamik kurulmuş aralarında. Ne tam bir abla-kardeş ne de tam bir klasik aşk ilişkisi. Maetel’in sürekli kırık, gizemli ve ne sakladığını bilmediğimiz hüzünlü duruşu sahneleri çok iyi taşıyor.
Ha bu arada, ben Kaptan Harlock gibi Matsumoto evreninin diğer ikonik tiplerini pek tanıyan biri değildim, ilk defa bu filmde karşılaştım diyebilirim. O yüzden yan karakterlerin efsaneliğinden ziyade benim odağım tamamen Tetsuro’nun bu kişisel ve içsel yolculuğunda kaldı. Tetsuro odaklı gitmesi bence filmin temposunu hiç düşürmemiş, aksine hikayeyi çok daha derli toplu tutmuş.
Görsellik, Müzikler ve O Bıraktığı Tat
70’ler sonu el çizimi animasyonların nostaljik dokusu zaten kendini belli ediyor. Uzayın ortasında giden Victoria dönemi buharlı treni görselliği ilk başta absürt gelse de izledikçe insanı içine çekiyor. Müzikler de o dönemin senfonik havasıyla sahnelerin arkasına çok güzel oturmuş, atmosfere ayrı bir hava katmış.

Toparlamak gerekirse; hem bilimkurgu estetiği hem de büyüme hikayesi olarak beni fazlasıyla tatmin eden, izlerken hem keyif aldığım hem de “Ulan ne güzel iş yapmışlar” dediğim bir klasik oldu. Retro anime kovalıyorsanız ya da Interstella gibi işlerin kökenini merak ediyorsanız kesinlikle şans verin derim.
Galaxy Express 999 (1979) İncelemesi: Bir Zamanlar Uzayda Buharlı Trenler Vardı ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.