MMO_Haberci
Yeni Uye
Miyazaki filmleri maratonuna ufak bir parantez açıp bu sefer Gorō Miyazaki’nin elinden çıkan From Up on Poppy Hill’i izledim. Hani bazı filmler var ya, izlerken sanki içeriye deniz kokulu hafif bir rüzgar girer, ekranın karşısında öylece dinlendiğini hissedersin… İşte bu film tam olarak öyle bir şey. İçinde ne uçan büyülü yaratıklar var ne de fantastik dünyalar; tamamen 1960’ların Japonya’sında, Yokohama’nın limana bakan tepelerinde geçen sıcacık, pırıl pırıl bir dönem hikayesi.

Filmin sunduğu görsel dünya ve cozy hava beni benden aldı zaten tüm Ghibli yapımlarında olduğu gibi. Limana bakan taş döşeli yollar, tepedeki yeşillikler, arka planda çalan caz ve caz pop esintili tatlı müzikler… İnsan izlerken cidden “Keşke orada yaşasaydım” diyor. Şehrin masmavi deniz manzarası bir yana, okulun kulüp binası olan Quartier Latin resmen filmin başrolü gibiydi.
Bina ne kadar güzel çizilmiş öyle! İçi tozlu kitaplarla, felsefe tartışmalarıyla, eski gazete baskı makineleriyle, kimya tüpleriyle dolu… Tam bir kargaşa ama muazzam tatlı bir kargaşa. Öğrencilerin döküntü binayı yıkılmaktan kurtarmak için hevesle birleşmesi, kızların da olaya el atmasıyla binayı baştan aşağı pırıl pırıl temizleyip tamir ettikleri o sahneler filmin en keyifli anlarıydı bence. Gençliğin saf idealizmini ve bir mekana nasıl ruh üflenebileceğini inanılmaz tatlı aktarmışlar.

Filmdeki karakterlerin hepsi dönemin ruhunu çok güzel taşıyor:
Umi: Babasını savaşta kaybetmiş, annesi uzaktayken evdeki kardeşlerine ve pansiyondakilere bakan, inanılmaz sorumluluk sahibi bir kız. Her sabah babasının anısına sinyal bayraklarını direğe çekmesi filmin en buruk ama en güzel detaylarından biriydi.
Shun: Okul gazetesini çıkaran, davasına inanan, cesur ve tutkulu bir genç. Umi’nin çektiği bayrakları her gün denizden izlemesi ve aralarında başlayan bağ çok ince işlenmiş.
Kardeşlik Sırrı ve Olgunluk: Aralarındaki “acaba aynı babadan mı geliyoruz?” melodramı beni hiç sıkmadı. İkisi de bu durumu öğrenince çirkefleşip ajitasyon yapmadılar; tam aksine birbirlerine olan sevgilerini ve saygılarını koruyarak inanılmaz olgun karşıladılar. Zaten sonunda da işin aslı ortaya çıkınca insan derin bir “oh” çekiyor.

Quartier Latin’in Kafadarları: Felsefecisinden astronomuna kadar kulüpteki o tipler filmin neşesiydi resmen. Hepsinin ayrı bir kafada olması ortama acayip samimi bir renk katmış.
Sert zorbalıkların, kasvetli dramların olmadığı; geçmişe saygı duymakla geleceğe bakmak arasındaki o ince çizgiyi tatlı tatlı anlatan harika bir iş olmuş. Bitirdiğimde içimde tam olarak o deniz rüzgarının ferahlığı ve sıcacık bir huzur kaldı. Gorō Miyazaki babasının mirasını harika bir atmosferle yaşatmış.
From Up on Poppy Hill İncelemesi: Limandan Esen Rüzgarlar ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.

Atmosfer ve Tasarım
Filmin sunduğu görsel dünya ve cozy hava beni benden aldı zaten tüm Ghibli yapımlarında olduğu gibi. Limana bakan taş döşeli yollar, tepedeki yeşillikler, arka planda çalan caz ve caz pop esintili tatlı müzikler… İnsan izlerken cidden “Keşke orada yaşasaydım” diyor. Şehrin masmavi deniz manzarası bir yana, okulun kulüp binası olan Quartier Latin resmen filmin başrolü gibiydi.
Bina ne kadar güzel çizilmiş öyle! İçi tozlu kitaplarla, felsefe tartışmalarıyla, eski gazete baskı makineleriyle, kimya tüpleriyle dolu… Tam bir kargaşa ama muazzam tatlı bir kargaşa. Öğrencilerin döküntü binayı yıkılmaktan kurtarmak için hevesle birleşmesi, kızların da olaya el atmasıyla binayı baştan aşağı pırıl pırıl temizleyip tamir ettikleri o sahneler filmin en keyifli anlarıydı bence. Gençliğin saf idealizmini ve bir mekana nasıl ruh üflenebileceğini inanılmaz tatlı aktarmışlar.

Karakterler ve Aralarındaki Bağ
Filmdeki karakterlerin hepsi dönemin ruhunu çok güzel taşıyor:
Umi: Babasını savaşta kaybetmiş, annesi uzaktayken evdeki kardeşlerine ve pansiyondakilere bakan, inanılmaz sorumluluk sahibi bir kız. Her sabah babasının anısına sinyal bayraklarını direğe çekmesi filmin en buruk ama en güzel detaylarından biriydi.
Shun: Okul gazetesini çıkaran, davasına inanan, cesur ve tutkulu bir genç. Umi’nin çektiği bayrakları her gün denizden izlemesi ve aralarında başlayan bağ çok ince işlenmiş.
Kardeşlik Sırrı ve Olgunluk: Aralarındaki “acaba aynı babadan mı geliyoruz?” melodramı beni hiç sıkmadı. İkisi de bu durumu öğrenince çirkefleşip ajitasyon yapmadılar; tam aksine birbirlerine olan sevgilerini ve saygılarını koruyarak inanılmaz olgun karşıladılar. Zaten sonunda da işin aslı ortaya çıkınca insan derin bir “oh” çekiyor.

Quartier Latin’in Kafadarları: Felsefecisinden astronomuna kadar kulüpteki o tipler filmin neşesiydi resmen. Hepsinin ayrı bir kafada olması ortama acayip samimi bir renk katmış.
Sert zorbalıkların, kasvetli dramların olmadığı; geçmişe saygı duymakla geleceğe bakmak arasındaki o ince çizgiyi tatlı tatlı anlatan harika bir iş olmuş. Bitirdiğimde içimde tam olarak o deniz rüzgarının ferahlığı ve sıcacık bir huzur kaldı. Gorō Miyazaki babasının mirasını harika bir atmosferle yaşatmış.
From Up on Poppy Hill İncelemesi: Limandan Esen Rüzgarlar ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.