En Efsanevi Gitaristlerden Jimi Hendrix Bilimkurgu Hayranı mı?

EmpireRise2 — 1-99 Oldschool Metin2, hard classic PvP sunucusu acik! Kayit Ol PlayZoxera — Premium Survival Minecraft! Battle Pass, gunluk gorevler, mobil destek. Sunucuya Git

MMO_Haberci

Yeni Uye
Ne zaman Jimi Hendrix çalsam ya da dinlesem, ki bu yaklaşık olarak her gün oluyor, aynı şeyi düşünmeden edemiyorum; ben bu adama hayranım, kelimenin tam anlamıyla müzikal bir dahi. Hendrix denince herkesin aklına Woodstock, devrimci gitar hareketleri, soloları ya da saykedelik altmışlar gelir ama işin derinine inip biyografilerini, Charles Cross’un Room Full of Mirrors kitabını veya kardeşi Leon Hendrix’in anılarını (Jimi Hendrix: A Brother’s Story) karıştırınca karşınıza bambaşka bir dünya çıkıyor. Adam bildiğin hardcore bir pulp bilimkurgu ve çizgi roman geekiymiş meğer!



Bu tutkunun temelleri çok eskiye, çocukluk yıllarına dayanıyor. Leon Hendrix’in kitabında ve çeşitli müzik tarihçesi kaynaklarında detaylıca anlatıldığı üzere, iki kardeş sabahlara kadar Flash Gordon, Buck Rogers maceraları ve 1950’lerin Amazing Stories, Galaxy Science Fiction gibi pulp bilimkurgu dergilerini tüketirlermiş. Hatta Leon, Jimi’nin o dönemde dış dünyadan tamamen kopup “Ben aslında başka bir gezegenden gönderildim, buraları inceleyip geri döneceğim” kafasında takıldığını defalarca dile getiriyormuş. Bu çocukluk hayal gücü, ileride onun tüm kozmik evreninin ve şarkı yazarlığı felsefesinin temelini oluşturuyor.

Pop kültür tarihinden bilinen en efsane detaylardan biri de 1968 yılında Cleveland’da yaşanıyor. O dönem turnede olan Jimi Hendrix ve basçısı Noel Redding, aynı otelde Star Trek‘in efsanevi Mr. Spock’ı Leonard Nimoy’un kaldığını öğreniyorlar. Nimoy o sıralar kendi müzik albümünü tanıtmak için orada bulunuyor ve Jimi adamla tanışmak için yanıp tutuşuyor. Sonunda bir araya gelip sabaha karşı saatlere kadar uzay, bilimkurgu ve müzik üzerine koyu bir sohbete dalıyorlar. Hatta yıllar sonra Jimi’nin ölümünden sonra kişisel eşyaları ve plak koleksiyonu incelendiğinde, içinde Leonard Nimoy’un imzaladığı o albümün çıktığı biliniyor. Bu olay, Jimi’nin sci-fi evrenine ne kadar içten bağlı olduğunun en somut kanıtlarından biri.



Şarkı sözlerine geldiğimizde iş tamamen edebiyata ve bilimkurguya bağlanıyor. Mesela Purple Haze parçasının arka planını merak edip araştıranlar bilir; Jimi, Philip José Farmer’ın 1966 yılında yazdığı Night of Light romanını okuyup adeta tırlatmış durumda. Romanda Dante’nin Yolu adında bir gezegene “Purple Haze” adı verilen mor bir kozmik ışınım vuruyor ve insan psikolojisi, gerçeklik algısı altüst oluyor. Jimi ilk taslaklarda bu romandan doğrudan ilham alarak oldukça distopik ve gezegenler arası sözler yazmış, sonradan yapımcısı Chas Chandler bunu biraz daha radyo formatına sokmaya çalışsa da kökteki edebî sci-fi mirası baki kalmıştır.

Ses tasarımı meselesi ise tam anlamıyla bir mühendislik ve bilimkurgu laboratuvarı hikayesi. Dönemde synthesizer teknolojisi henüz bebek adımlarındayken, Jimi İngiliz Deniz Kuvvetleri’nde radar ve akustik üzerine çalışmış olan efsanevi ses mühendisi Roger Mayer ile güçlerini birleştiriyor. Mayer’ın tasarladığı Fuzz Face, Octavia ve Wah-wah modifikasyonlarıyla stüdyoda adeta uzay sesleri üretiyorlar bakın yıllar daha altmışlar neredeyse Pink Floyd yok galiba Beatles devrimini yapmış olabilir ama Star Wars’un olmadığı dönemler. Neyse konumuza dönelim, Electric Ladyland kayıtlarında kulaklıktan dinlediğiniz sağa sola kayan stereo panning efektleri, ters çevrilmiş bant kayıtları (reverse tape), Jimi’nin gitarı bir enstrümandan ziyade bir uzay gemisi simülasyonuna dönüştürme çabasının ürünü. Bu teknik detayları Roger Mayer’ın yıllar sonra verdiği röportajlarda ve dönemin kayıt arşivlerinde açıkça görebilirsiniz.



Bu vizyonun en zirve yaptığı yerler malumunuz, albümlerdeki konsept parçalar. 1983… (A Merman I Should Turn to Be) parçasında nükleer kıyamet sonrasında okyanusun dibine kaçıp biyolojik olarak deniz canlısına dönüşgon iki insanın hikayesini anlatan 13 dakikalık devasa bir space opera dinliyoruz, bu arada Instagramdan gelenler hoşgeldiniz storyimdeki fonda bu parça çalıyor. Evet evet dağılmayalım bak iki oluyor. Ya da Third Stone from the Sun‘da arkadaki yavaşlatılmış kayıtta Dünya’yı inceleyen uzaylı bir kaptanın “İnsanlar ilkel ama kuşları sevdim, onlar kalsın” monologuna tanık oluyoruz. Stüdyoda grubuna solo tarif ederken “Şuraya bir yerçekimsizlik hissi verelim” ya da “Uzayın ortasında patlayan bir supernova gibi tınla” demesi, onun müziği tamamen uzay boyutuyla ele aldığının en büyük ispatı.



Üstelik Jimi’nin bilimkurgu ve fantastik kurgu açlığı öyle sadece bir-iki popüler klasikle sınırlı değildi; adamın turne bavulunda ve odasında resmen kendi seçkisi olan devasa bir sci-fi kütüphanesi vardı. Charles Cross’un biyografisi Room Full of Mirrors ve yapımcısı Chas Chandler’ın tanıklıklarında anlatıldığı üzere, Londra’ya ilk gittiği dönemde elinden düşürmediği ve kafasını meşgul eden ana metin George R. Stewart’ın post-apokaliptik klasiği Earth Abides olmuştu.

Salgın sonrası çöken medeniyeti ve doğanın dünyayı geri alışını anlatan bu sert distopya, onun şarkılarındaki o kıyamet sonrası yalnızlık atmosferini en çok besleyen kitaplardan biriydi.Bunun yanı sıra bilimkurgu edebiyatının en niş kulvarlarına kadar dalıyordu; Arthur C. Clarke’ın kozmik evrim klasiği Childhood’s End, Robert A. Heinlein’ın teolojik/sci-fi anlatısı Stranger in a Strange Land, Isaac Asimov’un robot hikayeleri, Ward Moore’un distopik kıyamet metinleri Lot ile Lot’s Daughter ve Brian Aldiss’in hazırladığı efsanevi The Penguin Science Fiction antolojileri her an elinin altındaydı.

Hatta George Hunt Williamson’ın antik astronotlar ve UFO folklorunu anlatan ezoterik bilimkurgu kitabı Secret Places of the Lion gibi gayet marjinal metinleri bile okuyup inceliyordu. C.S. Lewis’in uzay üçlemesi (Out of the Silent Planet) ve J.R.R. Tolkien’in The Lord of the Rings evreni de onun bu fantastik-bilimkurgusal zihinsel dünyasını tamamlayan parçalardı.

Sinema ve televizyon tarafında ise tam anlamıyla bir 50’ler ve 60’lar geek’iydi. Stanley Kubrick’in 2001: A Space Odyssey filmini sinemada defalarca izlemiş, meşhur Star Gate psikedelik ışık dizilimini stüdyodaki frekans denemelerine doğrudan ilham kaynağı yapmıştı. Klasiklerden Forbidden Planet, The Day the Earth Stood Still, Invasion of the Body Snatchers ve The War of the Worlds gibi filmleri ezbere biliyordu.



Televizyonda ise Star Trek dışında, efsanevi antoloji serisi The Twilight Zone ve The Outer Limits bölümlerini kaçırmadan takip eder, oradaki distopik twists ve kozmik çelişkileri arkadaşlarıyla sabahlara kadar tartışırdı. Zaten müziğindeki o sınır tanımayan uzay yolculuğu hissi, tükettiği bu devasa sci-fi literatürünün ve sinema evreninin zihninde yarattığı kozmik ekosistemin doğrudan bir yansımasıydı.



Tüm bu kaynakları, biyografik belgeleri ve stüdyo kayıtlarını alt alta koyduğunuzda karşınıza çıkan tablo gayet net: Jimi Hendrix sadece riff yazan bir gitarist değil, bilimkurguyu, pulp dergileri ve kozmik fütürizmi rock müziğin DNA’sına kazımış gerçek bir vizyoner geek.

En Efsanevi Gitaristlerden Jimi Hendrix Bilimkurgu Hayranı mı? ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.

Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.
 
300x250 Reklam Alani iletisim@mmoturkey.com
Geri
En Üst