MMO_Haberci
Yeni Uye
Sonunda elit listenin en özel durağına geldim ve 1975 yapımı Dersu Uzala’yı izledikten sonra ekran karşısında tam anlamıyla dona kaldım. kelimesi kelimesine, Açık ara en iyi Akira Kurosawa filmi bu!
Gerek karakterlerin muazzam derinliği, gerek vahşi doğanın içindeki büyüleyici yönetmenlik, gerekse içinize işleyen naif hikaye tek kelimeyle müthişti. İzlerken bana da aynen şu his geldi: “Sanki bunu sahneleri sakız gibi sündüren, insanı esnetmekten bayıltan k eski Kurosawa çekmemiş, gitmiş başka bir dâhiden filmi çalmış gibi!” O siyah-beyaz, hantal, didaktik samuray filmlerinden sonra bu adamdan böyle saf, böyle organik ve insan ruhunu böylesine teslim alan bir iş çıkmasını ben de zerre beklemiyordum bana göre.
Ama işin aslına bakınca usta kimselerden bir şey çalmamış; aksine Japonya’da yapımcılardan yediği darbeler yüzünden intiharın eşiğinden dönüp, Rusya’nın uçsuz bucaksız Sibirya steplerine sığındığında içindeki tüm kasıntı sinema formüllerini sıfırlamış. Doğanın devasa büyüklüğü karşısında kendi egolarını eritmiş ve ortaya sinema tarihinin en duru, en hakiki başyapıtını koymuş.

Filmin konusu o kadar basit ama bir o kadar da evrensel ki… Rus bir harita subayı olan Yüzbaşı Arsenyev ve askerlerinin, Sibirya’nın amansız vahşi ormanlarında (tayga) yollarını bulmaya çalışırken, doğayla tamamen bütünleşmiş, tek başına yaşayan yaşlı bir Goldi avcısı olan Dersu Uzala ile karşılaşmalarını izliyoruz.
Bu filmde eski filmlerdeki klişe aksiyonlar, bağıran çağıran Toshiro Mifune karakterleri falan yok. Onun yerine hayatımda izlediğim en samimi, en çıkarsız dostluk hikayesi var. Dersu’nun ateşe, suya, rüzgara, hayvana “insan” (kango) diye hitap etmesi; doğadaki her elementi canlı birer varlık olarak kabul edip onlara muazzam bir saygı duyması beni resmen büyüledi. Kurosawa o 70mm kameralarla Sibirya’nın o büyüleyici kışını, sonbaharını, yaprakların hışırtısını öyle bir çekmiş ki, meşhur uzun sahneler bu defa beni zerre sıkmadı. Aksine tayganın sessizliğini ve huzurunu Dersu ile birlikte yaşayabilmem için beni rüya mantığının içine usulca davet etti sanki.

Film baştan aşağı saf bir şamanizm, animizm ve Taoizm felsefesi barındırıyor bence ama çok fazla Taoizm severiz yani. Kurosawa’nın devasa ağaçların arasına gizlediği harika sembolleri şöyle notladım

Uzun lafın kısası; Dersu Uzala, o eski bayıcı ve hantal Kurosawa imajını zihnimde darmadağın eden, sinema sanatının ne kadar büyük bir görsel şiire dönüşebileceğini bana kanıtlayan açık ara en büyük başyapıt oldu. Karakterlerin saf kalbi ve doğanın büyüleyici atmosferi aklımda ömür boyu çıkmayacak kadar muazzam bir yerde konumlandı. Bu adamdan böyle bir film izleyebilmiş olmak beni gerçekten çok şaşırttı ve mutlu etti.
Şimdi bu zirve noktasının verdiği muazzam büyüyle, Kurosawa sinemasının en görkemli, en devasa bütçeli ve rengarenk olan yaşlılık dönemi şaheserine geçiyorum. Sırada 1985 yapımı, Shakespeare’in Kral Lear destanını alevler ve devasa ordularla Japonya’ya taşıyan o meşhur renkli devi var: Ran.
Bakalım usta o Sibirya’nın huzurlu sessizliğinden sonra kanlı feodal savaşı nasıl yönetmiş, hazır olduğunda o yanan şatolara doğru ilerleyelim!
Dersu Uzala İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.
Gerek karakterlerin muazzam derinliği, gerek vahşi doğanın içindeki büyüleyici yönetmenlik, gerekse içinize işleyen naif hikaye tek kelimeyle müthişti. İzlerken bana da aynen şu his geldi: “Sanki bunu sahneleri sakız gibi sündüren, insanı esnetmekten bayıltan k eski Kurosawa çekmemiş, gitmiş başka bir dâhiden filmi çalmış gibi!” O siyah-beyaz, hantal, didaktik samuray filmlerinden sonra bu adamdan böyle saf, böyle organik ve insan ruhunu böylesine teslim alan bir iş çıkmasını ben de zerre beklemiyordum bana göre.
Ama işin aslına bakınca usta kimselerden bir şey çalmamış; aksine Japonya’da yapımcılardan yediği darbeler yüzünden intiharın eşiğinden dönüp, Rusya’nın uçsuz bucaksız Sibirya steplerine sığındığında içindeki tüm kasıntı sinema formüllerini sıfırlamış. Doğanın devasa büyüklüğü karşısında kendi egolarını eritmiş ve ortaya sinema tarihinin en duru, en hakiki başyapıtını koymuş.

Sibirya Taygası’nda Medeniyet ve Doğa Arasında Kurulan Muazzam Köprü
Filmin konusu o kadar basit ama bir o kadar da evrensel ki… Rus bir harita subayı olan Yüzbaşı Arsenyev ve askerlerinin, Sibirya’nın amansız vahşi ormanlarında (tayga) yollarını bulmaya çalışırken, doğayla tamamen bütünleşmiş, tek başına yaşayan yaşlı bir Goldi avcısı olan Dersu Uzala ile karşılaşmalarını izliyoruz.
Bu filmde eski filmlerdeki klişe aksiyonlar, bağıran çağıran Toshiro Mifune karakterleri falan yok. Onun yerine hayatımda izlediğim en samimi, en çıkarsız dostluk hikayesi var. Dersu’nun ateşe, suya, rüzgara, hayvana “insan” (kango) diye hitap etmesi; doğadaki her elementi canlı birer varlık olarak kabul edip onlara muazzam bir saygı duyması beni resmen büyüledi. Kurosawa o 70mm kameralarla Sibirya’nın o büyüleyici kışını, sonbaharını, yaprakların hışırtısını öyle bir çekmiş ki, meşhur uzun sahneler bu defa beni zerre sıkmadı. Aksine tayganın sessizliğini ve huzurunu Dersu ile birlikte yaşayabilmem için beni rüya mantığının içine usulca davet etti sanki.

Felsefe ve Sembolizm Notları
Film baştan aşağı saf bir şamanizm, animizm ve Taoizm felsefesi barındırıyor bence ama çok fazla Taoizm severiz yani. Kurosawa’nın devasa ağaçların arasına gizlediği harika sembolleri şöyle notladım
- Güneş ve Ateş Karşılaştırması: Dersu’nun güneşe bakıp “O en büyük insan, o giderse biz de ölürüz” demesi, hemen ardından kamp ateşine bakıp “Ateş de kızgın bir insandır, onu ıslak odunla ağlatmayın” diye askerleri uyarması… Bence bu modern medeniyetin tamamen unuttuğu o “doğayla eşitlenme” felsefesinin en naif sembolüydü. Dersu için dünya sömürülecek bir yer değil, birlikte yaşanacak koca bir aile gibiydi.
- O Muazzam Fırtına ve Kulübe Sahnesi: Yüzbaşı ile Dersu’nun donmuş gölün ortasında fırtınaya yakalandığı ve güneş batmadan önce çılgınlar gibi ot kesip derme çatma bir sığınak yapmaya çalıştıkları o sahne… Sinema tarihinde izlediğim en yüksek gerilimli ama bir o kadar da felsefi andı bana göre. Orada Dersu’nun o pratik hayatta kalma zekası, medeniyetin o kibirli teknolojisinin doğanın öfkesi karşısında ne kadar aciz ve çaresiz olduğunu tokat gibi gösteriyordu.
- Dersu’nun Gözlerinin Bozulması ve Şehir Hayatı: Yaşlandığı için gözleri dumanlanan ve artık avlanamayan Dersu’nun, yüzbaşının ısrarıyla şehre, o dört duvar arasından oluşan “medeniyete” taşındığı sahneler içimi acıttı. Dersu’nun sokaktaki sudan para alınmasına, odun kesmenin yasak olmasına anlam verememesi; insanın kendi eliyle kurduğu o modern hapishaneyi o kadar iyi özetliyordu ki… Gözlerinin bozulması bence onun o doğayı okuyan mistik bakışının, medeniyetin o yapay gri dünyasında körleşmesinin bir simgesiydi.
- Yüzbaşının Hediyesi Olan Modern Tüfek: Yüzbaşının Dersu’ya şehirden ayrılırken hediye ettiği o son teknoloji, dürbünlü harika tüfek… Dersu o tüfek yüzünden ormanda haydutların hedefi oldu ve sırf o modern nesneye sahip olduğu için öldürüldü. Bence bu tüfek, medeniyetin o zehirli ve kanlı elinin, ne kadar iyi niyetle olursa olsun o saf vahşi doğaya değdiği anda orayı nasıl kirletip yok ettiğinin muazzam trajik bir sembolüydü.

Son Söz
Uzun lafın kısası; Dersu Uzala, o eski bayıcı ve hantal Kurosawa imajını zihnimde darmadağın eden, sinema sanatının ne kadar büyük bir görsel şiire dönüşebileceğini bana kanıtlayan açık ara en büyük başyapıt oldu. Karakterlerin saf kalbi ve doğanın büyüleyici atmosferi aklımda ömür boyu çıkmayacak kadar muazzam bir yerde konumlandı. Bu adamdan böyle bir film izleyebilmiş olmak beni gerçekten çok şaşırttı ve mutlu etti.
Şimdi bu zirve noktasının verdiği muazzam büyüyle, Kurosawa sinemasının en görkemli, en devasa bütçeli ve rengarenk olan yaşlılık dönemi şaheserine geçiyorum. Sırada 1985 yapımı, Shakespeare’in Kral Lear destanını alevler ve devasa ordularla Japonya’ya taşıyan o meşhur renkli devi var: Ran.
Bakalım usta o Sibirya’nın huzurlu sessizliğinden sonra kanlı feodal savaşı nasıl yönetmiş, hazır olduğunda o yanan şatolara doğru ilerleyelim!
Dersu Uzala İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.