MMO_Haberci
Yeni Uye
Yorgos Lanthimos yine yapacağını yaptı, kafamızı güzelce bir tepe taklak edip bıraktı. Filmin başına otururken zaten tuhaf bir şeyler izleyeceğimi biliyordum ama bu kadar ters köşe, seyircinin zihniyle bu kadar acımasızca oynayan bir his beklemiyordum.
Olayın temeline inelim: Elimizde tam anlamıyla ezik, gerçeklikten tamamen kopmuş, sosyal başarısızlıklarını devasa komplo teorilerine bağlamış iki tane zırva “incel” var. Karşılarında ise kaçırıp rehin aldıkları, zeki, soğukkanlı ve dışarıdan bakıldığında tamamen masum görünen bir kadın CEO. Filmin ilk saatini izlerken kendi kendime “Emma Stone’un karakterinde Elon Musk gibi tiplerde gördüğümüz o katı, şeytani kötülük yok, bildiğin masum kurban bu kadın” deyip o iki karaktere kinleniyordum. Düşünsenize; kadın sırf o daraltıcı işkenceden kurtulmak için en sonunda yalandan “Tamam, uzaylıyım” diye itiraf ediyor, bizim bu gerizekalılar “Ama hiç içten söylemedin” diye alınıyorlar. Bu derece zavallı, bu derece saplantılı ve mal bir zihniyetten bahsediyoruz.

Ama sonra final geliyor ve bam! Emma Stone’un karakteri harbi harbi şerefsiz bir uzaylı çıkıyor… Bizim o gerizekalı komplo teorisyenleri de baştan beri haklıymış. İşte beynimizin yandığı, Lanthimos’un bütün film boyunca kurduğu devasa tuzağa düştüğümüz an tam olarak burası.
İlk bakışta insan ister istemez “E adamlar haklı çıktı, yönetmen bu incelleri mi övüyor şimdi?” diye bir afallıyor. Ama bence olay kesinlikle bu tipleri haklı çıkarmak ya da sırtlarını sıvazlamak değil. Zaten bu tarz insanlardan oldum olası nefret ediyorum; hep bu bağnaz, toksik ve her şeyi komplo teorisiyle açıklayan mallar yüzünden daha karanlık, daha çekilmez günlere uyanıyoruz. Lanthimos da bence bunu çok iyi biliyor ve bize çok daha rahatsız edici bir toplumsal ironi sunuyor: “Bozuk saat bile günde iki kere doğruyu gösterir.”

Sırf bu eziklerin absürt teorisi tesadüfen doğru çıktı diye onlar birer kahramana falan dönüşmüyor. Aksine film, bence “Dünyanın en nefret edilesi, en tehlikeli insanı bile tesadüfen haklı çıksa ne hissederdiniz?” huzursuzluğunu suratımıza çarpıyor. Onlar haklı çıktı diye onlara olan iğrenmemiz geçmiyor, sadece içinde yaşadığımız dünyanın ne kadar çürük bir yer olduğunu fark edip daha da geriliyoruz.
Öte yandan, filmin çok sağlam bir güç ve sistem eleştirisi var bence. Bir yanda toplumun en dibindeki bu saplantılı tipler, diğer yanda ise gücü elinde tutan elitler var. Elon Musk gibi figürlere neden sürekli “reptilian” ya da “uzaylı” geyiği yapılıyor? Çünkü bu insanlar güç yozlaşması yüzünden insanlıktan, empatiden ve duygudan o kadar uzaklaşmış durumdalar ki, halk onlara baktığında gerçekten “bunlar bizden olamaz, kesin uzaylı” diye düşünüyor. Lanthimos bence bu absürt halk efsanesini alıp, kelimenin tam anlamıyla gerçeğe dönüştürerek zengin/güçlü sınıfın insanlıktan ne kadar çıktığını çok sert bir şekilde hicvetmiş.
Emma Stone reis için ayrı bir parantez açmak şart, kadına çok iş düşmüş ve çok iyi başarmış. İlk baştaki “çaresiz masum kurban” duruşundan finaldeki manipülatif, soğukkanlı ve şerefsiz uzaylı kimliğine geçişi o kadar pürüzsüz ve ürkütücü taşıyor ki hayran kalmamak elde değil. Mimikleriyle, gözlerindeki tuhaf boşlukla karakterin iki tarafını da muazzam yansıtmış.
Müzik tercihleri konusunda dürüst olayım, soundtrack’in geneli beni pek çekmedi, filmin havasına çok giremedim o açıdan. Ama müzik sahnelerindeki spesifik seçimler… Green Day’in Basket Case’i çaldığı an, karakterlerin kafayı yemiş, paranoyak ve hezeyanlı ruh haline o kadar cuk oturmuştu ki anlatamam. Chappell Roan’ın Good Luck, Babe! parçası da aynı şekilde; filmin trajikomik, absürt ve gergin tonunu çok iyi yakalamıştı o sahnelerde.

Görsel dilde ve teknik tarafta ise Lanthimos bildiğimiz tekinsiz sularında yüzüyor. Geniş açılı lensler, karakterleri devasa boşluklarda küçücük bırakan ya da tam tersi odaya hapseden kadrajlar, rahatsız edici kamera açıları… Bütün bunlar filmin yarattığı paranoya hissini ve tepe taklak olma durumunu sürekli besliyor.
Yani işin özü; Bugonia, seyircinin “ben akıllıyım, bunlar gerizekalı” konforunu elinden alan, son saniyesine kadar zihinle oynayan kapkara bir hiciv olmuş bence. Haklı çıkmış olmaları ezik tipleri sevimli veya kahraman kılmıyor, sadece karşımızdaki gücün ne kadar korkutucu olduğunu ve dünyanın ne kadar tekinsiz bir yer haline geldiğini yüzümüze vuruyor. Sağlam filmdi, cidden.
Bugonia İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.
Olayın temeline inelim: Elimizde tam anlamıyla ezik, gerçeklikten tamamen kopmuş, sosyal başarısızlıklarını devasa komplo teorilerine bağlamış iki tane zırva “incel” var. Karşılarında ise kaçırıp rehin aldıkları, zeki, soğukkanlı ve dışarıdan bakıldığında tamamen masum görünen bir kadın CEO. Filmin ilk saatini izlerken kendi kendime “Emma Stone’un karakterinde Elon Musk gibi tiplerde gördüğümüz o katı, şeytani kötülük yok, bildiğin masum kurban bu kadın” deyip o iki karaktere kinleniyordum. Düşünsenize; kadın sırf o daraltıcı işkenceden kurtulmak için en sonunda yalandan “Tamam, uzaylıyım” diye itiraf ediyor, bizim bu gerizekalılar “Ama hiç içten söylemedin” diye alınıyorlar. Bu derece zavallı, bu derece saplantılı ve mal bir zihniyetten bahsediyoruz.

Ama sonra final geliyor ve bam! Emma Stone’un karakteri harbi harbi şerefsiz bir uzaylı çıkıyor… Bizim o gerizekalı komplo teorisyenleri de baştan beri haklıymış. İşte beynimizin yandığı, Lanthimos’un bütün film boyunca kurduğu devasa tuzağa düştüğümüz an tam olarak burası.
İroninin Sınırları
İlk bakışta insan ister istemez “E adamlar haklı çıktı, yönetmen bu incelleri mi övüyor şimdi?” diye bir afallıyor. Ama bence olay kesinlikle bu tipleri haklı çıkarmak ya da sırtlarını sıvazlamak değil. Zaten bu tarz insanlardan oldum olası nefret ediyorum; hep bu bağnaz, toksik ve her şeyi komplo teorisiyle açıklayan mallar yüzünden daha karanlık, daha çekilmez günlere uyanıyoruz. Lanthimos da bence bunu çok iyi biliyor ve bize çok daha rahatsız edici bir toplumsal ironi sunuyor: “Bozuk saat bile günde iki kere doğruyu gösterir.”

Sırf bu eziklerin absürt teorisi tesadüfen doğru çıktı diye onlar birer kahramana falan dönüşmüyor. Aksine film, bence “Dünyanın en nefret edilesi, en tehlikeli insanı bile tesadüfen haklı çıksa ne hissederdiniz?” huzursuzluğunu suratımıza çarpıyor. Onlar haklı çıktı diye onlara olan iğrenmemiz geçmiyor, sadece içinde yaşadığımız dünyanın ne kadar çürük bir yer olduğunu fark edip daha da geriliyoruz.
Uzaylı Metaforu
Öte yandan, filmin çok sağlam bir güç ve sistem eleştirisi var bence. Bir yanda toplumun en dibindeki bu saplantılı tipler, diğer yanda ise gücü elinde tutan elitler var. Elon Musk gibi figürlere neden sürekli “reptilian” ya da “uzaylı” geyiği yapılıyor? Çünkü bu insanlar güç yozlaşması yüzünden insanlıktan, empatiden ve duygudan o kadar uzaklaşmış durumdalar ki, halk onlara baktığında gerçekten “bunlar bizden olamaz, kesin uzaylı” diye düşünüyor. Lanthimos bence bu absürt halk efsanesini alıp, kelimenin tam anlamıyla gerçeğe dönüştürerek zengin/güçlü sınıfın insanlıktan ne kadar çıktığını çok sert bir şekilde hicvetmiş.
Atmosfer ve Teknik
Emma Stone reis için ayrı bir parantez açmak şart, kadına çok iş düşmüş ve çok iyi başarmış. İlk baştaki “çaresiz masum kurban” duruşundan finaldeki manipülatif, soğukkanlı ve şerefsiz uzaylı kimliğine geçişi o kadar pürüzsüz ve ürkütücü taşıyor ki hayran kalmamak elde değil. Mimikleriyle, gözlerindeki tuhaf boşlukla karakterin iki tarafını da muazzam yansıtmış.
Müzik tercihleri konusunda dürüst olayım, soundtrack’in geneli beni pek çekmedi, filmin havasına çok giremedim o açıdan. Ama müzik sahnelerindeki spesifik seçimler… Green Day’in Basket Case’i çaldığı an, karakterlerin kafayı yemiş, paranoyak ve hezeyanlı ruh haline o kadar cuk oturmuştu ki anlatamam. Chappell Roan’ın Good Luck, Babe! parçası da aynı şekilde; filmin trajikomik, absürt ve gergin tonunu çok iyi yakalamıştı o sahnelerde.

Görsel dilde ve teknik tarafta ise Lanthimos bildiğimiz tekinsiz sularında yüzüyor. Geniş açılı lensler, karakterleri devasa boşluklarda küçücük bırakan ya da tam tersi odaya hapseden kadrajlar, rahatsız edici kamera açıları… Bütün bunlar filmin yarattığı paranoya hissini ve tepe taklak olma durumunu sürekli besliyor.
Yani işin özü; Bugonia, seyircinin “ben akıllıyım, bunlar gerizekalı” konforunu elinden alan, son saniyesine kadar zihinle oynayan kapkara bir hiciv olmuş bence. Haklı çıkmış olmaları ezik tipleri sevimli veya kahraman kılmıyor, sadece karşımızdaki gücün ne kadar korkutucu olduğunu ve dünyanın ne kadar tekinsiz bir yer haline geldiğini yüzümüze vuruyor. Sağlam filmdi, cidden.
Bugonia İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.