Beyond the Black Rainbow İncelemesi: İki Saatlik Kusursuz Duvar Kağıdı

EmpireRise2 — 1-99 Oldschool Metin2, hard classic PvP sunucusu acik! Kayit Ol PlayZoxera — Premium Survival Minecraft! Battle Pass, gunluk gorevler, mobil destek. Sunucuya Git

MMO_Haberci

Yeni Uye
Bazı filmler var, üzerine saatlerce hikaye konuşursunuz. Bazı filmler de var ki, senaryoyu tamamen bir kenara fırlatır ve size sadece saf, katıksız bir atmosfer satar. Panos Cosmatos’un Beyond the Black Rainbow’u tam olarak ikinci kategoriye giriyor.
Lafı hiç dolandırmadan söyleyeyim: Bu film aslında taş çatlasa 30 dakikalık bir kısa film olmalıymış. Çünkü ortada neredeyse hiçbir senaryo yok. İnanılmaz yavaş, insanın sabrını zorlayan, adeta bir kaplumbağa temposunda ilerleyen bir yapısı var. Ama gelin görün ki, o görsellik ve retro hava insanı bir şekilde ekranın karşısına çiviliyor.


Görseller ve Synth Dalgası​


Filmin senaryo tarafındaki büyük boşluğu kapatan tek bir şey var: Görsel ve işitsel tasarım. Eğer 80’lerin o karanlık, analog retro fütürizmini, kırmızı ve mavi neon ışıkların hipnotik kontrastını seviyorsanız, bu film tam bir görsel şölen. Yönetmen her kareyi bir tablo gibi tasarlamış. Boğucu, steril beyaz laboratuvar ortamı ile tekinsiz kırmızı tonlarının savaşı tek kelimeyle muazzam. Tabii bu atmosfere eşlik eden Sinoia Caves imzalı analog synth müzikleri olmasa, film muhtemelen çekilmez olurdu. Ağır, karanlık synthesizer tonları arka planda akarken, kendinizi sırılsıklam bir saykedelik transın içinde buluyorsunuz. Hikaye akmıyor belki ama retro-fütüristik ortamın hissi içinizi dolduruyor.


Sembolizm: Aydınlanma Yalanı ve Bastırılmış Benlik​


Görsel dil bu kadar baskın olunca, film sembolizmini de tamamen renkler ve mekanlar üzerinden kuruyor:

  • Arboria Enstitüsü (Sahte Cennet): 1960’ların o barış, sevgi ve “yeni bir çağa geçiş” vaat eden saykedelik kültürünün 80’lerde nasıl kurumsallaştığını, soğuk bir kontrol mekanizmasına dönüştüğünü simgeliyor. İnsanları güya “iyileştirmek” ve üst bilince ulaştırmak için kurulan bu yer, aslında ruhsuz bir hapishaneden başka bir şey değil.
  • Kırmızı Işık ve Siyah Piramit: Filmdeki o tekinsiz, yoğun kırmızı ışık ve piramit benzeri yapılar, mutlak kontrolü ve gücü temsil ediyor. Karakterlerin zihnine hükmeden o manipülatif gücün, ataerkil sistemin ve devlet kontrolünün görsel birer yansıması.
  • Elena’nın Sessizliği: Ana karakterimiz Elena’nın neredeyse hiç konuşmaması ve sadece zihinsel güçleriyle var olması, sistem tarafından bastırılmış, susturulmuş ama içten içe patlamaya hazır olan o saf, ilkel enerjiyi simgeliyor.

Sonuç: İzlemeli mi, Kaçmalı mı?​


Özetlemek gerekirse; Beyond the Black Rainbow kesinlikle bir sinema şaheseri değil. Bir senaryo veya derin bir hikaye örgüsü arıyorsanız çok yanlış yerdesiniz. Ama eğer hikayeyi tamamen boş verip; kendinizi analog synth’lerin ritmine bırakmak, sırılsıklam kırmızı-mavi neon estetiğin içinde kaybolmak ve saykedelik bir rüya (ya da kabus) ortamını solumak istiyorsanız, bu iki saatlik “duvar kağıdı” şans vermeye değer. Tabii arkadan kendi ritminizi bulmak için sesini biraz kısıp fonda başka karanlık tınılar denemek de serbest.

Beyond the Black Rainbow İncelemesi: İki Saatlik Kusursuz Duvar Kağıdı ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.

Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.
 
300x250 Reklam Alani iletisim@mmoturkey.com
Geri
En Üst