MMO_Haberci
Yeni Uye
I. Dünya Savaşı’na kafayı takmış olan Black Mill Games’in bizler için en özel oyunu sahnede; WW1 – Gallipoli: Ottoman Fronts. Çanakkale başta olmak üzere düşman kuvvetlere karşı destanların yazıldığı cepheleri, Ulu Önder’in tüm dünyaya askeri dehasını kanıtladığı bir dönemi oyuncu olarak deneyimlemek oldukça önemli.
Battlefield 1’de harika bir kısa görev ile modern FPS’lerin ziyaret etmeyi akıl ettiği Osmanlı Cepheleri, sonunda tümüyle bir oyunun baş aktörüne dönüşüyor. Black Mill Games ekibinde yer alan Türk arkadaşların ekstra çabaları belli ki oldukça etkili olmuş çünkü oyunda tarihimizin önemli cepheleri; Ertuğrul Koyu çıkarması ve Kut’ül Amare çatışması eksiksiz bilgiler eşliğinde sunuluyor. Tarih derslerinin bir anda canlanıp sizi bir portal ile döneme götürdüğünü hayal edin, Gallipoli böyle bir misyon üstlenmiş gibi. Zamanında derslerde edindiğimiz bilgileri tüm sertliği ile ekrana getiriyor oyun ve savaşın acımasızlığını ekranda da olsa birinci elden deneyimleme şansı tanıyor.
Gallipoli taraf tutan bir yapım değil, savaşın her daim tüm taraflar için ne kadar yıkıcı bir deneyim olduğunu göstermek ister gibi. Alıştığınız hızlı, aniden bünyenizde hayat bulan Ramboculuk taleplerine hemen karşılık veren modern FPS oyunlarından birine bakmıyorsunuz şu an. Her bir kurşunun canınız kadar önemli olduğunu, sıkmadan önce 40 kere düşündüğünüzü hayal edin. The Last of Us’ın o eşsiz çoklu oyuncu modunda dört tanecik okla ilerleyip emin olmadan atış yapmadığınız anları düşünün, benzer bir ruh hali bu.

Hızın kadraj dışında bırakıldığı bir oyun Gallipoli, hendeklerde yavaş yavaş düşmana yaklaşmanın veya onları püskürtmeye çalışmanın önem kazandığı bir dile sahip. Atlaya sıçraya düşman vurmayı alışkınlık edinen Call of Duty oyuncularını başka başlığa hemen alabiliriz. Burada sakin kalmak, takım oyununa değer vermek oldukça önemli. Modern FPS’lerde sık sık sunulan düşman işaretleme, öldüğünüzde vuranın tam yerini görme gibi işleri bir nebze kolaylaştıran şeyler burada yok. Cephedesiniz, güveneceğiniz şeyler de sınırlı; nişan alma yeteneğiniz ve silah arkadaşlarınıza güvenmek.
Nişan alma kısmı yolun başlarında epey bir can sıkacak. Özellikle konsol oyuncusuysanız kontrol cihazıyla kendi küçük savaşınıza girişip ekrana fırlatma noktasına geleceksiniz, sakin kalın kuzum. Gallipoli şu an için klavye-fare ikilisi için yaratılmış gibi, kontrol cihazıyla düşman hedeflemek ve vurmak gerçekten zor. Otomatik nişan alma bir yere kadar işe yarıyor, işinizi kolaylaştırma taraftarı değil gibi. Gallipoli gene türün çoğu üyesinin aksine nişangaha sahip değil. Gerçekten nişan alma yeteneğinize ve reflekslerinize sırtını çok fazla yaslıyor. Konsolcular, tüm bunlar size söylüyor, farkındasınızdır. Çapraz platform özelliğini sakince kapatın ve cepheye öyle atılın. En azından sizin gibi kumandayı TV’lerine fırlatmaya hazır 49 kişiyle maça başlarsınız, her şey eşitlenmiş olur.
Dönemin silahları teknik açıdan zorlayıcı, Gallipoli de bunu sonuna kadar hissettiriyor. Tek mermi atan etkili ama yavaş tüfekleri kullanıyorsanız çok ilginç anlar yaşayabilirsiniz. The Naked Gun filminde meşhur bir kare vardır, gülme garantilidir. İki karakter birbirine siperden ateş eder ama vuramazlar. Kamera ikisini de tek planda gösterdiğinde ise aslında aralarında sadece 1 metre olduğunu görürsünüz. Bunun gibi durumlar oyunumuzda da yaşanıyor. Tek bir farkla; burada gülmüyor, gerim gerim geriliyorsunuz. Düşmana tek bir kurşun sıktınız ama tutturamadınız. Aynı durumu karşı tarafta yaşayabiliyor. Karşılıklı hızlıca kurşunu tüfeğe verme durumuna geçebiliyorsunuz. Avuç içi ter gelsin o zaman. Alternatifiniz var elbette, hemen süngünüze başvurabilirsiniz.
Gallipoli yavaş bir oyun, bu yavaşlık türe alışık olmayanların canını sıkabilir. Herkes ağır çekimde, su altında hareket ediyormuş gibi. Açıkçası biraz daha hız kazandırılabilir oyuna. Gelecek güncellemelerde buna eğilirler mi, yoksa hedef tam olarak bu mu, emin değilim. Düşmanla yüz yüze geldiğinizde bu yavaşlığın ilginç geleceğinden emin olabilirsiniz. Gerçekçi bir savaş simülasyonu olma çabasında Gallipoli, bu ilginç ağır animasyonlar çabasını baltalıyor bana sorarsanız.

Çatışmalardaki tansiyon ve gerçekçi atmosfer sizi net bir şekilde içine çekiyor. Gümbür gümbür bomba sesleri, kafanızın üzerinden geçmeyi bir an olsun ihmal etmeyen kurşunlar altında siperlerden kafayı çıkartamama gerginliğini güzelce yaşatıyor Gallipoli. Buradaki en büyük sıkıntı ise şu; vurulduğunuzda veya bir düşmanı öldürdüğünüzde bunu size hissettirmiyor oyun. Ne kumandanız titriyor, ne de iç gıcıklayan bir ses efekti ile bilgilendiriliyorsunuz. Ekranın ortasında skor belirmese birini vurduğunuzu anlamayacaksınız bile. Burada ufacık bir dokunuşla tatmin duygusunu ve başarım hissini oyuncuya aktarabilirlermiş, eksik kalmış.
“Dinlemeyin derdimi, anlatırım ben dağlara taşlara,
Sardım yaralarımı, sen bakma gözümdeki yaşlara”
Gallipoli’de vurulduğunuz anda ölme işini sık sık yaşayacaksınız ancak acımasızlık işini Operation Flashpoint: Dragon Rising gibi sadistik seviyelere taşımıyor. Düşman sizi hayati olmayan yerlerinizden vurursa (kafa gibi) durdurmanız gereken bir kanama başlıyor. Neyse ki her sınıf bandajla maça başlıyor. Bu bandaj sayesinde önce yaranızı sarıp kanamayı durduruyor, sonra da ilaç ile sağlığınızın bir kısmını geri kazanıyorsunuz. Ağır animasyonlar eşliğinde gerçekleşen uzun bir süreç bu, ölüp tekrar doğmak bazen daha mantıklı olabilir, notunuzu alın. Dikenli tellere de sakın kapılmayın. Çıkmak bir ömür sürüyor ve buralarda da hem açık hedef oluyor, hem de kanamanın başlamasına yol açıyorsunuz.
Battlefield V’ten hatırlayabileceğiniz çit, dikenli tel ve silah inşa etme sisteminin bir benzeri Gallipoli’de de mevcut. Haritalarda yer alan hayalet noktalar tek tuşla yukarıda saydıklarımın inşasına izin veriyor. Kendi çitinize siz ve takım arkadaşlarınız da kapılıyor, buna dikkat edin. Bir maçta başıma şöyle bir şey geldi; bir siperde 3 takım arkadaşımla birlikte çatışıyordum. Diğer takım üyeleri siperi çevreleyen dikenli teller kurdu, biz de armut gibi ortasında kaldık. Takımın adını imkanımız olsaydı Keklik koyacaktık, en azından bir anlamı olurdu. Benzer sorunlar kapalı yapılarda da karşınıza çıkabiliyor. En azından bir tane inşa edilemez açıklık bırakılabilirmiş, ilginç olmuş. İnşa edilen silahlar ise düşmanı püskürtme konusunda çok başarılı. Dev sapanlar özellikle çıkartma yapan birliklere karşı sağlam ve korkutucu bir savunma gerçekleştiriyor. Büyük makineli tüfekler ise siperden çıkanları bir bir avlamanıza yardımcı oluyor.
Şu an sadece bir tane oyun moduna ve 5 adet haritaya sahibiz. Keşif Modu 50 oyunculu bir mod; amaç toplamda 5 noktayı ele geçirmek veya savunmak. Savunma tarafı her zaman daha keyifli, neden olduğunu söylemeye gerek yok. Tüyleri diken diken eden pek çok detay haliyle Osmanlı tarafını oynadığınızda ortaya çıkıyor. Burada özellikle seslerin çok etkili olduğu bir gerçek ama oraya daha sonra geleceğim. Keşif Modu’nu Battlefield 1’deki Operasyonlar’a benzetebiliriz rahatlıkla; noktaların ele geçirilerek haritada ilerlediğimiz, takım momentumunun önemli olduğu bir mod. Tek mod az gelebilir doğal olarak, en azından bir iki tane daha ekleyebilirmiş Black Mill Games ama elde şimdilik bu var.

Haritalar tarihsel gerçekçiliği bir güzel yansıtıyor, cepheleri resmen yaşıyorsunuz. Anzak Koyu, Kut’ül Amare, Süveyş Kanalı, Ertuğrul Koyu ve Tizpon şu an için bize sunulan beş harita. Her maç öncesi bu cephe ve çatışmalar hakkında uzun sayılabilecek bilgiler ekrana geliyor. Bu arada eskitilmiş defter sayfası şeklindeki sunumların ve menü tasarımının da inanılmaz güzel gözüktüğünü hızlıca not düşeyim. Tarih uzmanlarının danışmanlığı ile detaylandırılan cepheler sizi olabilecek en gerçekçi versiyonlarına götürüyor. Gallipoli artısı eksisiyle sahip olduğu gerçekçilik ile rafine, sert, abartıdan oldukça uzak bir atmosfer sunuyor.
İngiliz ve Anzak tarafında 10, Osmanlı tarafında ise 9 adet seçilebilir sınıf var. Her birinin oyuna etkisi büyük diyeceğim ancak doğma/ölme süreniz düşünüldüğünde inanılmaz bir etki hissetmeyeceksiniz. Medic ve Sniper gibi klasik sınıflar zaten takımların tercih sebebi. Her takımda her sınıf için belli bir kota var, herkes keskin nişancı olamıyor mesela. Bu güzel bir frenleme olmuş, Overwatch benzeri bir sınıf dağılımına zorlanmamız dengeli maçlar gerçekleşmesi için önemli. Klasikler dışında düşmanların yoğunlaştığı bölgeyi işaretleyen Spotter, düşman diken tellerini çaktırmadan kesebilen Engineer ve düşman hatlarına bomba çağırabilen Officer oldukça önemli sınıflar. Elinizi hiç korkak alıştırmadan bu sınıflara eğilip maçlara farklı bir tansiyon yükleyebilirsiniz. Osmanlı tarafında eksik olan sınıf gerçekçi bir engele takılıyor. Hafif makineli silahlar Osmanlı cephanesinde yer almadığı için bu sınıf yer almıyor.
Gallipoli grafikleri ile aklınızı başınızdan almayacak. Karakter modellemeleri ve animasyonları çok başarılı değil ne yazık ki, çatışmalardaki bazı patlama ve duman efektleri de göz yormaktan başka bir işe yaramıyor. Ancak genel resimde cephe sunumu ve arazi detayları sizi çekip savaşın içine sokuyor, yalan yok. Asker üniformalarındaki detaylılığı da menüdeki Kışla başlığında anlıyorsunuz. Black Mill Games tarih dersinden geçmek için gece gündüz çalışmış, soru işaretlerine yer bırakmamış. Bu tarz bağımsız oyunlarda görsellik rahatlıkla ikinci plana atılabilir ancak daha iyi animasyonlar ve rag doll fiziği beklemek de hakkımız. Teknik bazı sorunlar da maçlarda karşıma çıktı ama yoluna yeni çıkmış bir çok oyunculu deneyim için görmezden gelmek gerekiyor. En sık karşılaştığım sorun maç yüklenirken oyunun donması ve sabit bir cephe görseli ile baş başa bırakılmam. Bu sorunu aşmanın tek yolu oyunu kapatıp tekrar açmak.
Ölmek üzere olan bir Osmanlı askerinin ağzından çıkan bu cümleye takılıp boğazınızın düğümlenmemesi güç. Gallipoli, Türkçe dil desteği ile bizi zaten yeterince memnun ediyorken seslendirme tarafındaki özen ile de ayrıca alkışı hak ediyor. Depar atarken nara atanlar, İngiliz cephesinden gelen sert komutları siperden duyarken cevap verenler, ölmek üzereyken annesini çağıranlar derken Gallipoli acı ve gerçekçi bir tecrübeye dönüşüyor. Özellikle İngiliz sınıfındaki seslendirmelerde bazen aynı cümlelerin sık tekrarına ve duygu yoksunluğuna tanık oluyoruz, onu da kendilerinin millet olarak soğukluğuna verin, geçin.

Müziklere de değinmezsek ayıp olur. Osmanlı sınıfıyla bir maçı kazandığınızda Plevne Marşı bir anda sahneye çıkıyor, tüyler de haliyle diken tabii. Anzak tarafında Waltzing Matilda çalıyor, ezgisi kuvvetli bu parça dönemin askerleri arasında popüler olduğu için ilerleyen dönemde resmi olmayan milli marşa dönüşmüş. İngilizler ise galibiyet sonrası Bülent Serttaş’tan ”Eller Yukarı” dinliyor. Hemen oltaya gelmeyin yahu, nasıl da inandınız. Rule Britannia!, İngiliz galibiyeti sonrası devreye giren ve dönemin militarist marşlarından.
Gallipoli: Ottoman Fronts pek çok sorunla yola çıkmış olsa da, sunduğu atmosferi ve bizi ilgilendiren teması ile ilgiyi hak eden bir yapım. Bu tarz bağımsız yapımlar yolda gelişiyor artık, o yüzden kendisine istediği kadar süreyi vereceğiz. Gerçekçi ve acımasız bir FPS deneyimi arayanlar Gallipoli cephesini çoktan ziyaret etmiştir ancak türe yabancı olanların temkinli yaklaşması gerek. Gallipoli gerçekten zor bir oyun, özellikle de konsollarda kontrol cihazıyla oynuyorsanız. Oraya da bir yama geleceğini ve oyunun daha akıcı bir tempo kazanacağını düşünüyorum ancak şu an için öğrenme eğrisi çok sert bir yapım kendisi.
Asrın Liderinin Yükseldiği Noktada Oyuncu Olmak – Gallipoli: Ottoman Fronts İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.
Battlefield 1’de harika bir kısa görev ile modern FPS’lerin ziyaret etmeyi akıl ettiği Osmanlı Cepheleri, sonunda tümüyle bir oyunun baş aktörüne dönüşüyor. Black Mill Games ekibinde yer alan Türk arkadaşların ekstra çabaları belli ki oldukça etkili olmuş çünkü oyunda tarihimizin önemli cepheleri; Ertuğrul Koyu çıkarması ve Kut’ül Amare çatışması eksiksiz bilgiler eşliğinde sunuluyor. Tarih derslerinin bir anda canlanıp sizi bir portal ile döneme götürdüğünü hayal edin, Gallipoli böyle bir misyon üstlenmiş gibi. Zamanında derslerde edindiğimiz bilgileri tüm sertliği ile ekrana getiriyor oyun ve savaşın acımasızlığını ekranda da olsa birinci elden deneyimleme şansı tanıyor.
Cephe Zor, Cephane Az…
Gallipoli taraf tutan bir yapım değil, savaşın her daim tüm taraflar için ne kadar yıkıcı bir deneyim olduğunu göstermek ister gibi. Alıştığınız hızlı, aniden bünyenizde hayat bulan Ramboculuk taleplerine hemen karşılık veren modern FPS oyunlarından birine bakmıyorsunuz şu an. Her bir kurşunun canınız kadar önemli olduğunu, sıkmadan önce 40 kere düşündüğünüzü hayal edin. The Last of Us’ın o eşsiz çoklu oyuncu modunda dört tanecik okla ilerleyip emin olmadan atış yapmadığınız anları düşünün, benzer bir ruh hali bu.

Hızın kadraj dışında bırakıldığı bir oyun Gallipoli, hendeklerde yavaş yavaş düşmana yaklaşmanın veya onları püskürtmeye çalışmanın önem kazandığı bir dile sahip. Atlaya sıçraya düşman vurmayı alışkınlık edinen Call of Duty oyuncularını başka başlığa hemen alabiliriz. Burada sakin kalmak, takım oyununa değer vermek oldukça önemli. Modern FPS’lerde sık sık sunulan düşman işaretleme, öldüğünüzde vuranın tam yerini görme gibi işleri bir nebze kolaylaştıran şeyler burada yok. Cephedesiniz, güveneceğiniz şeyler de sınırlı; nişan alma yeteneğiniz ve silah arkadaşlarınıza güvenmek.
Nişan alma kısmı yolun başlarında epey bir can sıkacak. Özellikle konsol oyuncusuysanız kontrol cihazıyla kendi küçük savaşınıza girişip ekrana fırlatma noktasına geleceksiniz, sakin kalın kuzum. Gallipoli şu an için klavye-fare ikilisi için yaratılmış gibi, kontrol cihazıyla düşman hedeflemek ve vurmak gerçekten zor. Otomatik nişan alma bir yere kadar işe yarıyor, işinizi kolaylaştırma taraftarı değil gibi. Gallipoli gene türün çoğu üyesinin aksine nişangaha sahip değil. Gerçekten nişan alma yeteneğinize ve reflekslerinize sırtını çok fazla yaslıyor. Konsolcular, tüm bunlar size söylüyor, farkındasınızdır. Çapraz platform özelliğini sakince kapatın ve cepheye öyle atılın. En azından sizin gibi kumandayı TV’lerine fırlatmaya hazır 49 kişiyle maça başlarsınız, her şey eşitlenmiş olur.
Dönemin silahları teknik açıdan zorlayıcı, Gallipoli de bunu sonuna kadar hissettiriyor. Tek mermi atan etkili ama yavaş tüfekleri kullanıyorsanız çok ilginç anlar yaşayabilirsiniz. The Naked Gun filminde meşhur bir kare vardır, gülme garantilidir. İki karakter birbirine siperden ateş eder ama vuramazlar. Kamera ikisini de tek planda gösterdiğinde ise aslında aralarında sadece 1 metre olduğunu görürsünüz. Bunun gibi durumlar oyunumuzda da yaşanıyor. Tek bir farkla; burada gülmüyor, gerim gerim geriliyorsunuz. Düşmana tek bir kurşun sıktınız ama tutturamadınız. Aynı durumu karşı tarafta yaşayabiliyor. Karşılıklı hızlıca kurşunu tüfeğe verme durumuna geçebiliyorsunuz. Avuç içi ter gelsin o zaman. Alternatifiniz var elbette, hemen süngünüze başvurabilirsiniz.
Gallipoli yavaş bir oyun, bu yavaşlık türe alışık olmayanların canını sıkabilir. Herkes ağır çekimde, su altında hareket ediyormuş gibi. Açıkçası biraz daha hız kazandırılabilir oyuna. Gelecek güncellemelerde buna eğilirler mi, yoksa hedef tam olarak bu mu, emin değilim. Düşmanla yüz yüze geldiğinizde bu yavaşlığın ilginç geleceğinden emin olabilirsiniz. Gerçekçi bir savaş simülasyonu olma çabasında Gallipoli, bu ilginç ağır animasyonlar çabasını baltalıyor bana sorarsanız.

Çatışmalardaki tansiyon ve gerçekçi atmosfer sizi net bir şekilde içine çekiyor. Gümbür gümbür bomba sesleri, kafanızın üzerinden geçmeyi bir an olsun ihmal etmeyen kurşunlar altında siperlerden kafayı çıkartamama gerginliğini güzelce yaşatıyor Gallipoli. Buradaki en büyük sıkıntı ise şu; vurulduğunuzda veya bir düşmanı öldürdüğünüzde bunu size hissettirmiyor oyun. Ne kumandanız titriyor, ne de iç gıcıklayan bir ses efekti ile bilgilendiriliyorsunuz. Ekranın ortasında skor belirmese birini vurduğunuzu anlamayacaksınız bile. Burada ufacık bir dokunuşla tatmin duygusunu ve başarım hissini oyuncuya aktarabilirlermiş, eksik kalmış.
“Dinlemeyin derdimi, anlatırım ben dağlara taşlara,
Sardım yaralarımı, sen bakma gözümdeki yaşlara”
Gallipoli’de vurulduğunuz anda ölme işini sık sık yaşayacaksınız ancak acımasızlık işini Operation Flashpoint: Dragon Rising gibi sadistik seviyelere taşımıyor. Düşman sizi hayati olmayan yerlerinizden vurursa (kafa gibi) durdurmanız gereken bir kanama başlıyor. Neyse ki her sınıf bandajla maça başlıyor. Bu bandaj sayesinde önce yaranızı sarıp kanamayı durduruyor, sonra da ilaç ile sağlığınızın bir kısmını geri kazanıyorsunuz. Ağır animasyonlar eşliğinde gerçekleşen uzun bir süreç bu, ölüp tekrar doğmak bazen daha mantıklı olabilir, notunuzu alın. Dikenli tellere de sakın kapılmayın. Çıkmak bir ömür sürüyor ve buralarda da hem açık hedef oluyor, hem de kanamanın başlamasına yol açıyorsunuz.
Battlefield V’ten hatırlayabileceğiniz çit, dikenli tel ve silah inşa etme sisteminin bir benzeri Gallipoli’de de mevcut. Haritalarda yer alan hayalet noktalar tek tuşla yukarıda saydıklarımın inşasına izin veriyor. Kendi çitinize siz ve takım arkadaşlarınız da kapılıyor, buna dikkat edin. Bir maçta başıma şöyle bir şey geldi; bir siperde 3 takım arkadaşımla birlikte çatışıyordum. Diğer takım üyeleri siperi çevreleyen dikenli teller kurdu, biz de armut gibi ortasında kaldık. Takımın adını imkanımız olsaydı Keklik koyacaktık, en azından bir anlamı olurdu. Benzer sorunlar kapalı yapılarda da karşınıza çıkabiliyor. En azından bir tane inşa edilemez açıklık bırakılabilirmiş, ilginç olmuş. İnşa edilen silahlar ise düşmanı püskürtme konusunda çok başarılı. Dev sapanlar özellikle çıkartma yapan birliklere karşı sağlam ve korkutucu bir savunma gerçekleştiriyor. Büyük makineli tüfekler ise siperden çıkanları bir bir avlamanıza yardımcı oluyor.
Şu an sadece bir tane oyun moduna ve 5 adet haritaya sahibiz. Keşif Modu 50 oyunculu bir mod; amaç toplamda 5 noktayı ele geçirmek veya savunmak. Savunma tarafı her zaman daha keyifli, neden olduğunu söylemeye gerek yok. Tüyleri diken diken eden pek çok detay haliyle Osmanlı tarafını oynadığınızda ortaya çıkıyor. Burada özellikle seslerin çok etkili olduğu bir gerçek ama oraya daha sonra geleceğim. Keşif Modu’nu Battlefield 1’deki Operasyonlar’a benzetebiliriz rahatlıkla; noktaların ele geçirilerek haritada ilerlediğimiz, takım momentumunun önemli olduğu bir mod. Tek mod az gelebilir doğal olarak, en azından bir iki tane daha ekleyebilirmiş Black Mill Games ama elde şimdilik bu var.

Haritalar tarihsel gerçekçiliği bir güzel yansıtıyor, cepheleri resmen yaşıyorsunuz. Anzak Koyu, Kut’ül Amare, Süveyş Kanalı, Ertuğrul Koyu ve Tizpon şu an için bize sunulan beş harita. Her maç öncesi bu cephe ve çatışmalar hakkında uzun sayılabilecek bilgiler ekrana geliyor. Bu arada eskitilmiş defter sayfası şeklindeki sunumların ve menü tasarımının da inanılmaz güzel gözüktüğünü hızlıca not düşeyim. Tarih uzmanlarının danışmanlığı ile detaylandırılan cepheler sizi olabilecek en gerçekçi versiyonlarına götürüyor. Gallipoli artısı eksisiyle sahip olduğu gerçekçilik ile rafine, sert, abartıdan oldukça uzak bir atmosfer sunuyor.
İngiliz ve Anzak tarafında 10, Osmanlı tarafında ise 9 adet seçilebilir sınıf var. Her birinin oyuna etkisi büyük diyeceğim ancak doğma/ölme süreniz düşünüldüğünde inanılmaz bir etki hissetmeyeceksiniz. Medic ve Sniper gibi klasik sınıflar zaten takımların tercih sebebi. Her takımda her sınıf için belli bir kota var, herkes keskin nişancı olamıyor mesela. Bu güzel bir frenleme olmuş, Overwatch benzeri bir sınıf dağılımına zorlanmamız dengeli maçlar gerçekleşmesi için önemli. Klasikler dışında düşmanların yoğunlaştığı bölgeyi işaretleyen Spotter, düşman diken tellerini çaktırmadan kesebilen Engineer ve düşman hatlarına bomba çağırabilen Officer oldukça önemli sınıflar. Elinizi hiç korkak alıştırmadan bu sınıflara eğilip maçlara farklı bir tansiyon yükleyebilirsiniz. Osmanlı tarafında eksik olan sınıf gerçekçi bir engele takılıyor. Hafif makineli silahlar Osmanlı cephanesinde yer almadığı için bu sınıf yer almıyor.
Gallipoli grafikleri ile aklınızı başınızdan almayacak. Karakter modellemeleri ve animasyonları çok başarılı değil ne yazık ki, çatışmalardaki bazı patlama ve duman efektleri de göz yormaktan başka bir işe yaramıyor. Ancak genel resimde cephe sunumu ve arazi detayları sizi çekip savaşın içine sokuyor, yalan yok. Asker üniformalarındaki detaylılığı da menüdeki Kışla başlığında anlıyorsunuz. Black Mill Games tarih dersinden geçmek için gece gündüz çalışmış, soru işaretlerine yer bırakmamış. Bu tarz bağımsız oyunlarda görsellik rahatlıkla ikinci plana atılabilir ancak daha iyi animasyonlar ve rag doll fiziği beklemek de hakkımız. Teknik bazı sorunlar da maçlarda karşıma çıktı ama yoluna yeni çıkmış bir çok oyunculu deneyim için görmezden gelmek gerekiyor. En sık karşılaştığım sorun maç yüklenirken oyunun donması ve sabit bir cephe görseli ile baş başa bırakılmam. Bu sorunu aşmanın tek yolu oyunu kapatıp tekrar açmak.
”Anam, Canım Anam. Kurtar Beni Bu Cehennemden!”
Ölmek üzere olan bir Osmanlı askerinin ağzından çıkan bu cümleye takılıp boğazınızın düğümlenmemesi güç. Gallipoli, Türkçe dil desteği ile bizi zaten yeterince memnun ediyorken seslendirme tarafındaki özen ile de ayrıca alkışı hak ediyor. Depar atarken nara atanlar, İngiliz cephesinden gelen sert komutları siperden duyarken cevap verenler, ölmek üzereyken annesini çağıranlar derken Gallipoli acı ve gerçekçi bir tecrübeye dönüşüyor. Özellikle İngiliz sınıfındaki seslendirmelerde bazen aynı cümlelerin sık tekrarına ve duygu yoksunluğuna tanık oluyoruz, onu da kendilerinin millet olarak soğukluğuna verin, geçin.

Müziklere de değinmezsek ayıp olur. Osmanlı sınıfıyla bir maçı kazandığınızda Plevne Marşı bir anda sahneye çıkıyor, tüyler de haliyle diken tabii. Anzak tarafında Waltzing Matilda çalıyor, ezgisi kuvvetli bu parça dönemin askerleri arasında popüler olduğu için ilerleyen dönemde resmi olmayan milli marşa dönüşmüş. İngilizler ise galibiyet sonrası Bülent Serttaş’tan ”Eller Yukarı” dinliyor. Hemen oltaya gelmeyin yahu, nasıl da inandınız. Rule Britannia!, İngiliz galibiyeti sonrası devreye giren ve dönemin militarist marşlarından.
Gallipoli: Ottoman Fronts pek çok sorunla yola çıkmış olsa da, sunduğu atmosferi ve bizi ilgilendiren teması ile ilgiyi hak eden bir yapım. Bu tarz bağımsız yapımlar yolda gelişiyor artık, o yüzden kendisine istediği kadar süreyi vereceğiz. Gerçekçi ve acımasız bir FPS deneyimi arayanlar Gallipoli cephesini çoktan ziyaret etmiştir ancak türe yabancı olanların temkinli yaklaşması gerek. Gallipoli gerçekten zor bir oyun, özellikle de konsollarda kontrol cihazıyla oynuyorsanız. Oraya da bir yama geleceğini ve oyunun daha akıcı bir tempo kazanacağını düşünüyorum ancak şu an için öğrenme eğrisi çok sert bir yapım kendisi.
Asrın Liderinin Yükseldiği Noktada Oyuncu Olmak – Gallipoli: Ottoman Fronts İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.