MMO_Haberci
Yeni Uye
Altered States, sinemanın özellikle saykedelik sinemanın en nev-i şahsına münhasır, izleyenin zihnini doğrudan hırpalayan işlerinden biri. Saykedelik kültürün tekinsiz, dumanlı dünyasına sinemada bu kadar cesurca dalabilen çok az yapım var. Gelin, bu karanlık dehlize beraber inelim ve filmin bizi nasıl bir bilinçaltı girdabına sürüklediğine yakından bakalım.

Film, temelde insan zihninin ne kadar derinleşebileceğini ve derinlikte kaybolmanın sınırlarını sorguluyor. Başkarakterimiz bilim insanı Eddie Jessup, duyusal yoksunluk tankları (sensory deprivation tank) ve Meksika’nın derinliklerinden gelen gizemli kültür mantarı ritüelleriyle bilincin ötesine, varoluşun en başına gitmeye kafayı takmış durumda.
Ama anlattığı şey sadece basit bir deney hikayesi değil. Film bize şunu fısıldıyor: “Eğer zihninin en karanlık odalarına kadar inersen, orada bulacağın şey tanrısal bir ışık mı olur, yoksa içindeki vahşi, ilkel canavar mı?” Jessup, zihinsel evrimin basamaklarını gerisin geri tırmanırken aslında modern insanın içindeki o bastırılmış, çiğ ve hayvani özle yüzleşiyor. Bir nevi, modern bilimin soğukluğu ile şamanik kadim bilgeliğin tehlikeli dansı bu.

Altered States, tam bir sembolizm cenneti (ya da cehennemi, nereden baktığınıza bağlı). Film boyunca karşımıza çıkan imgeler rastgele seçilmiş görsel şovlar değil, tamamen insanın bilinçaltı kodları:

Saykedelik kültür denince akla hep o 60’ların, 70’lerin rengarenk cümbüşleri, gökkuşağı renkleri, parıldayan çiçekler gelir değil mi? Ama bu film ezber bozuyor. Altered States baştan sona karanlık ve tekinsiz.
Neden derseniz; çünkü film, saykedelik deneyimin neşeli, festival kafasıyla değil tekinsiz, karanlık ve varoluşsal sancı tarafıyla ilgileniyor. Zihnin derinliklerine inmek her zaman huzur getirmez; bazen kendi karanlığınla, travmalarınla ve yok oluşla yüzleşmektir bu. Yönetmen Ken Russell, neon ışıkların arkasına saklanan karanlık boşluğu çok iyi hissettiriyor. Renkler var ama hepsi bir sis perdesinin arkasında, boğucu ve tehditkar

Filmi ilk sahnelerin birinde arkadan sanki hafifçe The Doors – Light My Fire çalmaya başla gibi geldi başka bir yerden mi? Diye düşündüm bilgisayardan telefondan fakat evet doğru filmden geliyormuş, Light My Fire sürekli dinlediğim şarkılardandır. O an filmin ne olacağı cok belli oldu aslında Ray Manzarek’in hipnotize edişi ve Jim Morrison’un sözleri “Come on Baby Light My Fire”.
Altered States, sadece izlenip geçilecek bir film değil; bittikten sonra bile insanı kendi zihninin odalarında sorgulamalarla baş başa bırakan, o tekinsiz ama bir o kadar da çekici saykedelik kültürün sinemadaki en karanlık, en dürüst anlatılarındam.
Altered States İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.

Filmin Anlattığı Şey: Bilincin Sınırları ve İlksel İlkelsel Benlik
Film, temelde insan zihninin ne kadar derinleşebileceğini ve derinlikte kaybolmanın sınırlarını sorguluyor. Başkarakterimiz bilim insanı Eddie Jessup, duyusal yoksunluk tankları (sensory deprivation tank) ve Meksika’nın derinliklerinden gelen gizemli kültür mantarı ritüelleriyle bilincin ötesine, varoluşun en başına gitmeye kafayı takmış durumda.
Ama anlattığı şey sadece basit bir deney hikayesi değil. Film bize şunu fısıldıyor: “Eğer zihninin en karanlık odalarına kadar inersen, orada bulacağın şey tanrısal bir ışık mı olur, yoksa içindeki vahşi, ilkel canavar mı?” Jessup, zihinsel evrimin basamaklarını gerisin geri tırmanırken aslında modern insanın içindeki o bastırılmış, çiğ ve hayvani özle yüzleşiyor. Bir nevi, modern bilimin soğukluğu ile şamanik kadim bilgeliğin tehlikeli dansı bu.

Sembolizm:
Altered States, tam bir sembolizm cenneti (ya da cehennemi, nereden baktığınıza bağlı). Film boyunca karşımıza çıkan imgeler rastgele seçilmiş görsel şovlar değil, tamamen insanın bilinçaltı kodları:
- Çarmıha Gerilmiş İsa ve Koç Kafası: Jessup’ın zihin oyunlarında sıkça gördüğümüz bu imge, onun din ve dogmalarla olan savaşını simgeliyor. İnanç sistemlerini yıkıp kendi “gerçekliğini” arama çabasının sancısı bu.
- Duyusal Yoksunluk Tankı (Karanlık Su): Su, doğumun ve bilinçaltının sembolüdür. Jessup’ın o tankın içine girmesi, aslında ana rahmine geri dönme ve yeniden doğma arzusunu temsil ediyor. Tabii bu doğum, sancısız olmuyor.
- İlkel İnsan (Neandertal): Jessup’ın fiziksel olarak gerilemesi, medeniyet dediğimiz o incecik maskenin ne kadar kolay yırtılabileceğini gösteriyor. Hepimiz birer biyolojik kütüphaneyiz ve içimizde milyonlarca yıllık bir vahşet taşıyoruz.

Rengarenk Bir Dünya Beklerken: Neden Hep Karanlık?
Saykedelik kültür denince akla hep o 60’ların, 70’lerin rengarenk cümbüşleri, gökkuşağı renkleri, parıldayan çiçekler gelir değil mi? Ama bu film ezber bozuyor. Altered States baştan sona karanlık ve tekinsiz.
Neden derseniz; çünkü film, saykedelik deneyimin neşeli, festival kafasıyla değil tekinsiz, karanlık ve varoluşsal sancı tarafıyla ilgileniyor. Zihnin derinliklerine inmek her zaman huzur getirmez; bazen kendi karanlığınla, travmalarınla ve yok oluşla yüzleşmektir bu. Yönetmen Ken Russell, neon ışıkların arkasına saklanan karanlık boşluğu çok iyi hissettiriyor. Renkler var ama hepsi bir sis perdesinin arkasında, boğucu ve tehditkar

Filmi ilk sahnelerin birinde arkadan sanki hafifçe The Doors – Light My Fire çalmaya başla gibi geldi başka bir yerden mi? Diye düşündüm bilgisayardan telefondan fakat evet doğru filmden geliyormuş, Light My Fire sürekli dinlediğim şarkılardandır. O an filmin ne olacağı cok belli oldu aslında Ray Manzarek’in hipnotize edişi ve Jim Morrison’un sözleri “Come on Baby Light My Fire”.
Altered States, sadece izlenip geçilecek bir film değil; bittikten sonra bile insanı kendi zihninin odalarında sorgulamalarla baş başa bırakan, o tekinsiz ama bir o kadar da çekici saykedelik kültürün sinemadaki en karanlık, en dürüst anlatılarındam.
Altered States İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.