Alice (Neco z Alenky) İncelemesi

EmpireRise2 — 1-99 Oldschool Metin2, hard classic PvP sunucusu acik! Kayit Ol PlayZoxera — Premium Survival Minecraft! Battle Pass, gunluk gorevler, mobil destek. Sunucuya Git

MMO_Haberci

Yeni Uye
Lewis Carroll’un meşhur Alice hikayesini çoğumuz Disney’in renkli, hareketli dünyasıyla hatırlarız ama Çek yönetmen Jan Švankmajer, 1988 yapımı bu filmde direksiyonu bambaşka bir yere kırıyor. Karşımızda böyle şirin bir masal değil, tavan arasından fırlamış gibi duran, biraz tozlu, biraz da tekinsiz bir görsel deneme var.
Zaten filmin başındaki o çocuk sesi de bizi baştan uyarıyor: “Şimdi bir film izleyeceksiniz, çocuklar için… Belki de değil.”



Öncelikle bu filmi keşfetme hikayemden bahsetmem gerek. Seve seve takip ettiğim yayıncılardan Aslı Bozlu’nun Letterboxd hesabında, favori 4 filmi arasında gördüm Neco z Alenky’yi. (Burayı okuyorsa, Aslı Abla’ya da kocaman bir selam göndermiş olayım). Aslı ablanın sinema zevkine güvenip ekran başına oturdum ve gerçekten de insanın karşısına her gün çıkmayacak, nevi şahsına münhasır bir yapımla karşılaştım. İyi ki de izlemişim dediğim, sinema ufkuna farklı bir çentik atan filmlerden biri oldu.

Hikaye ve Karakterler​


Filmin öyle çok ahım şahım, düz bir çizgide ilerleyen bir hikayesi yok. Alice odasında otururken, cam vitrindeki doldurulmuş Beyaz Tavşan birden canlanıp kaçıyor, Alice de onun peşine düşüyor. Ama bu yolculuk bizi bildiğimiz anlamda bir “Harikalar Diyarı”na değil; eski çekmecelerin, çivilerin, kavanozların ve tahta kurularının olduğu, klostrofobik bir tavan arasına götürüyor.
Karakterlerin tasarımları ise filmin en çok akılda kalan, insanı bazen rahatsız eden bazen de kendine çeken yönü:

  • Alice: Hikayedeki tek kanlı canlı insan. Fakat o da yer yer küçülüp porselen bir oyuncak bebeğe dönüşüveriyor.
  • Beyaz Tavşan: Alıştığımız aceleci sevimli tavşan yerine; göğsündeki dikişleri sökülen, içinden sürekli talaşlar dökülen ve dökülen talaşları tekrar çiğneyip yutan, cansız gözlü bir doldurulmuş hayvan var karşımızda.
  • Diğerleri: Bir çoraptan ve takma dişlerden ibaret olan Tırtıl, sürekli kurulup duran mekanik oyuncaklar gibi davranan Çılgın Şapkacı ve Mart Tavşanı…

Sahneler ve Atmosfer​


Dürüst olmak gerekirse, film herkese göre değil. Dışarıdan bakan biri için “Saatlerce bir çekmecenin açılıp kapanmasını, kapı kilitlerini izledik, hiçbir şey de anlamadık” hissi yaratması çok normal. Upuzun, neredeyse sessiz ve kendini tekrar eden sahneleri var. Hani o sinemadan anlamayan dayıların kafasındaki “sanat filmi” tanımına cuk oturuyor bu yönüyle.
Ama filmin çekildiği dönemi ve Çekoslovakya’nın o zamanki havasını düşününce, bir çocuk masalını bu kadar gri, bu kadar tekinsiz ve karanlık bir atmosferle anlatmaya cesaret etmek kendi içinde takdir edilesi bir vizyon. Yönetmen büyük iddialarla “şunu eleştiriyorum, bunu anlatıyorum” diye bağırmıyor; sadece stop-motion tekniğinin tıkırtılı, çiğ hareketlerini kullanarak bize takıntılı bir rüya dünyası sunuyor. Nesnelerin gıcırtısını, eski ahşap kokusunu neredeyse burnunuzda hissediyorsunuz.


Sonuç​


Neco z Alenky, izleyeni büyüleyen ya da hayatını değiştiren bir başyapıt olmayabilir; nitekim beni de derinden sarsmadı. Ancak stop-motion tekniğinin sınırlarını görmek, eski eşyaların dünyasında biraz kaybolmak ve sinemada farklı kafaların da yaşandığına şahit olmak adına kesinlikle izlenmesi gereken bir deneyim. En azından, sinema tarihinin en progresif ve “garip” duraklarından birine uğramış oluyorsunuz.

Alice (Neco z Alenky) İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.

Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.
 
300x250 Reklam Alani iletisim@mmoturkey.com
Geri
En Üst