80’lere Bir Hadouken Göndermemiz Yok mu? – Street Fighter İncelemesi

EmpireRise2 — 1-99 Oldschool Metin2, hard classic PvP sunucusu acik! Kayit Ol PlayZoxera — Premium Survival Minecraft! Battle Pass, gunluk gorevler, mobil destek. Sunucuya Git

MMO_Haberci

Yeni Uye
Söz konusu oyunlar olduğunda ve hatta dövüş türü masaya yatırıldığında, masanın başında oturmak için kapışacak 2-3 aktörden biri kesinlikle Street Fighter’dır. Türü yaratan isimlerden olan Street Fighter, Kitao Sakurai yönetmenliğinde bir kez daha beyaz perdeyi ziyaret ediyor.

Onlarca ikonik karakter yaratan böylesine önemli bir oyun serisinin sinemaya uyarlanması bence çok güç. Sadece belli isimleri hikaye odağına aldığınızda diğerlerinin yokluğu sorgulanıyor, hepsine dokunmak istediğinizde de dağılmayan bir senaryo yazmak imkansız hale geliyor. Street Fighter bu iki ucu pis değneğin ikinci ucunu tutmayı tercih ediyor ve iki saatte neredeyse tüm karakterlerin hikayesine bakma çabasına girişiyor. Açılış hiç de fena değil aslına bakarsanız; 1993 yılına gidiyoruz ve ilk turnuvanın galibi Ryu’nun bu gücü kaldıramadığına tanıklık ediyoruz. Kardeşi gibi gördüğü Ken ile yollarını ayırmış, dövüş işlerinden elini eteğini çekmiş. Ken ise artık bir reklam yüzü ancak aklı hep Ryu’da. David Dastmalchian’ın büyük büyük oynarak canlandırdığı M. Bison ise hala Ryu’nun gücünün peşinde. Bu yüzden şeytanın aklına gelmeyecek bir plan yapıyor ve ikinci bir turnuva düzenliyor. Ryu’nun aklını çelmek için de Chun-Li’yi kullanıyor. Bilmediği şey ise Chun-Li’nin aslında Interpol ajanı olduğu gerçeği.



Hikaye tahmin edilebilir, daha önce sayısız benzerini gördüğümüz dinamiklerle açılıyor ama yalan yok, tempo gayet keyifli. Özellikle flashback kısmını üstlenen anime bölümler müthiş keyifli. Street Fighter II: The Animated Movie’yi bilen bilir, müthiş keyifli bir animasyon filmdir. Bu sekanslar da animasyon filme saygıda kusur etmediğini kanıtlarcasına aynı dili kullanmış. Titmouse tarafından hazırlanan animasyon bölümler filmin en güçlü anlarını yaratıyor. Sadece sıkı bir animasyon filme de hayır diyemeyeceğimizi anlamış bulunuyoruz, belki böyle bir proje de bu filmden sonra yeşil ışık alabilir.

İlk başta bahsettiğim çok karakteri anlatma problemi, Street Fighter’ın en büyük el frenine dönüşüyor. Ken ve Ryu dışında herkes fazlasıyla yancı. Chun-Li’nin intikamını derinlemesine anlatmak yerine duşta bedenine odaklanan sahne ile vakit kaybedildiğini görmek insanı üzüyor açıkçası. Bison kimdir, nedir, neyin peşindedir soruları da hep havada. Ortada Dastmalchian’ın çizilenden büyük oynadığı içi boş, detaysız bir çizgi film kötüsünden başka biri yok. Tamamen CGI Blanka’yı görmeseydik de olurmuş, Momoa’nın varlığı Trump’ın karakteri kadar. Film öncesi promosyonlarda sık sık öne çıkarılan Guile bile boş komedi malzemesi olarak kullanılmış. Cody Rhodes kendisine çizilen karakteri başarıyla canlandırmış ama seriye hakim izleyicilere ”Burada bir şeyler eksik” dedirtiyor. Bu bir dövüş oyunu uyarlaması ve Guile bu kısımların çoğunda etkisiz ve az kullanılmış.

20 Dakika Daha Uzatsaymışsınız…​


Evet, filmi biraz daha uzatsalar hikayeyi tamamlayacaklarmış ancak daha çıkartmadıkları filmin başarılı olacağından emin olan yapımcılar yönetmene filmi havada bitirmesini tembihlemişler belli ki. Ciddi bir tuzak bu, biraz midemi bulandırmadı dersem yalan olur. Buralar SPOILER bu arada, kulaklarımı çınlatmak istemeyenler lütfen 1-2 paragraf atlasınlar. Hikayenin merkezinde elbette dövüş turnuvası var ve tüm karakterler bu turnuva için inşa ediliyor. Herkesin ufak ufak bilgi kırıntıları dağıtılıyor, malzeme toparlanıyor ve sonunda turnuvaya gidip ana yemeği yapmaya hazırlanıyoruz.



Ne güzel her şey, değil mi? Değil a dostlar, değil. Şöyle düşünün; evde Street Fighter oynuyorsunuz, final boss olan Bison’a geldiniz ama bir anda elektrik kesildi. Elektrik firmasında çalışan çaycının bile ne annesi kalır, ne de bir şey. Street Fighter filmi de bunu yapıyor ne yazık ki. M. Bison ile dövüşeceğiniz anda filmi bitiriyor. Bu ucu açık ve yorumu izleyiciye bırakan bir final değil. ”Siz şimdi çıkın, tahmini 2 seneye salona geri gelmeniz lazım” diyen, para tuzağı kokan bir tercih bu.

İşin turnuva ayağının sıkıntıları kötü (ötesi) final tercihiyle de sınırlı değil. Gözünüz cüzdanımızda zaten, onu anlamış olduk. Filmin neredeyse ikinci yarısının tamamını oluşturan turnuva kısmı çok dağınık. Karakterlerin çoğu eksik anlatılmış şekilde geliyor zaten, çoğunun motivasyonuna dair bilgi kırıntıları içinde dağılmış bir şekilde turnuvaya gidiyoruz. Aksiyon sahneleri filmin geçtiği 90’ların ruhuna uygun tasarlanmış, seriye dair tonlarca gönderme var ve bunları yakalamak oldukça keyifli. Bazı kapışmalardaki kareografiler de sıkı. Ancak yarım yamalak anlatılmış karakterlerin kısa sekanslarını izlemek, Youtube için çekilmiş kısa fan filmleri izliyormuşuz hissi uyandırıyor.

Araba Parçalıyor muyuz? Sen Ondan Bahset…​


Aksiyon tarafı filmi ayakta tutan kısımlardan. Dağınık temposuna rağmen bu kısımlar hem karakterlerin özel güçlerini güzelce canlandırıyor, hem de JCVD’ın oynadığı o ucuz Street Fighter versiyonunun aksine kapışmalar sert ve doyurucu. Yönetmenin elini sürüp altına çevirebildiği nadir kısımlardan biri de dövüş sahneleri. Göndermelerin en sağlamları da gene bu sahnelerde ortaya çıkıyor zaten. Herkesin aklındaki soruyu da yanıtlayalım o zaman (bkz; kendi kendine gelin güvey olmak). Evet, araba parçalama sahnesi var. Ken’i bu özel sahne için görevlendirmişler ve gayet esprili bir an.



Kitao Sakurai dönemin ruhunu filmin her tarafına serpiştirmiş. Eskitilmiş görüntüler, dar TV formatları, 90’larda popüler olan pek çok tüketim ürünü filmde karşımıza çıkıyor ve 1993 yılında olduğumuza inandırıyor. Ryu’nun elinde hep Walkman görüyorsunuz ve en azından benim yaşlarda olanları zamanda yolculuğa çıkaracak bir detay bu. Walkman’de de sürekli olarak tek atımlık gruplardan 4 Non Blondes’ın zamana karşı dimdik ayakta duran kült şarkısı ”What’s Up” çalıyor. Bu şarkı Ryu’nun hayat marşı adeta ve onu zor zamanlarında ayakta tutuyor. Seriye dair yapılan sayısız göndermenin arasında bir de döneme ait sürpriz yumurtalar var. Onları da 2 saat boyunca yakalamaya çalışmak yorucu ama keyifli bir tecrübe.

Street Fighter’ı en az iki film olarak düşünmüşler, orası kabak gibi ortada. Madem böyle bir tercih yapılmış, karakterleri de seriye bölebilir ve bazılarıyla en azından ikinci filmde karşılaşabilirdik. Bu sayede dağılmayan, karakterleri hak ettikleri süreleri vererek anlatan bir film izleyebilirdik. Şu haliyle inşaat için karpuz seçer gibi işçi toplayan şantiye şefinin ruh halinde Street Fighter. ”Sen gel, sen de gel. Ee haydi sen de gel bari” diyor ve bir ton karakteri iki cümlelik özetlerle hikayeye dahil ediyor. Belki devam filminde işler yoluna koyulur, nasılsa herkesi bir tanıttık ve sıra detaylara geldi denilerek sıkı bir senaryo yazılabilir. Bizi şaşırtma ihtimali yapım ekibinin cebinde, devam filminin daha derli toplu olması tamamen onlara bağlı. İki sene sonra kaldığımız yerden devam etmek üzere!

80’lere Bir Hadouken Göndermemiz Yok mu? – Street Fighter İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.

Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.
 
300x250 Reklam Alani iletisim@mmoturkey.com
Geri
En Üst