MMO_Haberci
Yeni Uye
Geçen gün The Wrong Girl’ü izledim tam olarak neyle karşılaşacağımı bilmiyordum ama film bittiğinde ekrana bakakalmış hâlde buldum kendimi. Bence filmin en büyük olayı, arthouse yapımların uyuşuk, puslu ve hafif narkotik havasını alıp punk bir tavrıyla birleştirmesi.

Karakterlerin darmadağın hâli yerinde duramayışları, sahnelerin kafası dumanlı ritmi ve mekânların hissettirdiği hafif tehlikeli atmosfer insanı hemen içine alıyor. Sinemada bazen cilalı, her şeyi tertemiz anlatan işlerden sıkılıp şöyle daha kirli, ham ve filtresiz bir şey ararsın ya; film tam olarak boşluğu dolduruyor. Görsel paleti ve sahnelerin akışı sanki gece yarısı çekilmiş bir rüya gibi ama bir yandan da ayağı yere çok sağlam basan bir öfkeye sahip.
Kristen Stewart’ın ekrandaki duruşuna ayrı bir parantez açmak lazım. O kadar doğal ve hırpalanmış bir enerjiyle duruyor ki ekranda, klasik Hollywood “kurban kadın” ya da “tehlikeli kadın” klişelerinin hepsini tek kalemde çöpe atıyor. Tam anlamıyla tavizsiz ve feminist bir duruş var burada; ama bunu öyle ders verir gibi bağıra çağıra yapmıyor. Sadece var olarak, kendi sınırlarını çizerek ve kimsenin beklentisine göre oynamayarak başarıyor bunu.
Bana göre Dylan Meyer yönetmen olarak çok samimi ve ritmik bir iş çıkarmış. Karakterlerin birbirleriyle konuşma şekli, gündelik ama hafif uyuşuk diyaloglar filmin bağımsız ruhunu katlamış. Ne kasmış bir arthouse bunalımı var ne de yüzeysel bir drama; arada narkotik ve punk suların gezindiği, izlerken insanı kendi ritmine alan çok keyifli bir öykü çıkmış ortaya.
Kısacası, cilalı dünyalardan uzaklaşıp hem kadın öfkesini ham hâliyle hissetmek hem de atmosferik bir kafa yaşamak isteyen herkesin şans vermesi gereken bir iş. Meyer ve Stewart ikilisinin bu uyumla ileride yapacağı diğer şeyleri de şimdiden merakla bekliyorum.
The Wrong Girl İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.

Karakterlerin darmadağın hâli yerinde duramayışları, sahnelerin kafası dumanlı ritmi ve mekânların hissettirdiği hafif tehlikeli atmosfer insanı hemen içine alıyor. Sinemada bazen cilalı, her şeyi tertemiz anlatan işlerden sıkılıp şöyle daha kirli, ham ve filtresiz bir şey ararsın ya; film tam olarak boşluğu dolduruyor. Görsel paleti ve sahnelerin akışı sanki gece yarısı çekilmiş bir rüya gibi ama bir yandan da ayağı yere çok sağlam basan bir öfkeye sahip.
Kristen Stewart’ın ekrandaki duruşuna ayrı bir parantez açmak lazım. O kadar doğal ve hırpalanmış bir enerjiyle duruyor ki ekranda, klasik Hollywood “kurban kadın” ya da “tehlikeli kadın” klişelerinin hepsini tek kalemde çöpe atıyor. Tam anlamıyla tavizsiz ve feminist bir duruş var burada; ama bunu öyle ders verir gibi bağıra çağıra yapmıyor. Sadece var olarak, kendi sınırlarını çizerek ve kimsenin beklentisine göre oynamayarak başarıyor bunu.
Bana göre Dylan Meyer yönetmen olarak çok samimi ve ritmik bir iş çıkarmış. Karakterlerin birbirleriyle konuşma şekli, gündelik ama hafif uyuşuk diyaloglar filmin bağımsız ruhunu katlamış. Ne kasmış bir arthouse bunalımı var ne de yüzeysel bir drama; arada narkotik ve punk suların gezindiği, izlerken insanı kendi ritmine alan çok keyifli bir öykü çıkmış ortaya.
Kısacası, cilalı dünyalardan uzaklaşıp hem kadın öfkesini ham hâliyle hissetmek hem de atmosferik bir kafa yaşamak isteyen herkesin şans vermesi gereken bir iş. Meyer ve Stewart ikilisinin bu uyumla ileride yapacağı diğer şeyleri de şimdiden merakla bekliyorum.
The Wrong Girl İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.