MMO_Haberci
Yeni Uye
Yıllardır bilim kurgu izleriz; kahraman uzayı kurtarır, uzaylı patlatır, lazer sallar. Fakat 1972 yapımı Silent Running bize bambaşka bir soru soruyor: “Peki ya uzaydaki adam sadece marul yetiştirmek ve kart oynamak istiyorsa?”
Douglas Trumbull abimiz 2001: A Space Odyssey’in dönemi sallayan görsel efektlerini yapıp rüştünü ispatladıktan sonra “Ben artık kendi filmimi çekeceğim” demiş ve ortaya bu melankolik, buram buram 70’ler kokan ekolojik kıyamet güzellemesini çıkarmış.

Başrolde Bruce Dern var. Karakterimiz Freeman Lowell’ı izlerken “Vay be ne efsane oynuyor” demiyorsunuz. Zaten karakterin olayı o değil; adam efsane bir aksiyon kahramanı veya ilham verici bir mesih değil, bildiğiniz uzayın ortasında delirmekte olan takıntılı bir botanikçi!
Dünya’da çim bile kalmamış, sıcaklık 24 dereceye sabitlenmiş, millet sentetik besinlerle kafayı buluyor. Bizim Lowell ise Valley Forge gemisinin seralarında marul okşayıp, mesai arkadaşları “Kubbeleri patlatıp eve dönsek de iki bira içsek” dediğinde adamlara uzaylı görmüş gibi bakıyor.
Şirket “Patlatın kubbeleri, masraf yapmayın” emri verince Lowell n’apıyor? Tabii ki en mantıklı (!) şeyi yapıp çalışma arkadaşlarını mefta ediyor. İşin komiği ve trajik tarafı şu: Adam meslektaşlarını harcarken bile devasa bir kötü adam tiradı atmıyor, tamamen paniğe kapılmış, sevdiceği domatesleri korumaya çalışan bir vicdan azabı yumağına dönüşüyor.
Cinayetleri işleyip uzayın derinliklerine kaçtıktan sonra Lowell’ın tek derdi yalnızlık oluyor. Gemideki üç tane kutu gibi endüstriyel bakım robotunu karşısına alıp onlara neşeli neşeli Disney karakterlerinin isimlerini veriyor: Huey, Dewey ve Louie.
Burası tam bir geek şöleni. Adam robotlarla poker oynuyor, bacaklarına ameliyat yaptırıyor, kart hilesi öğretiyor. Hani robot dediğin sci-fi’da ya insanlığı yok eder ya da C-3PO gibi sürekli dırdır eder ya; bu çocuklar tamamen konserve kutusu ama hareketleri o kadar tatlı ki! Neden mi? Çünkü kostümlerin içine gerçek ampute oyuncuları sokmuşlar. Robotların yalpalayarak yürüyüşü ve vücut dili CGI çağındaki çoğu dijital karakterden daha çok duygu hissettiriyor.
Filmin en tebessüm ettiren ama bir yandan da trajik olan anı Lowell’ın seradaki bitkilerin sarardığını fark ettiği an. Doğayı koruyacağım diye cinayet işleyen, koskoca şirketi karşısına alan, gemiyi kaçıran adam; Satürn’ün arkasına kaçarken bitkilerin güneş ışığına ihtiyacı olduğunu unutuyor!
Yani o kadar botanik okumuşsun, o kadar idealistsin, arkadaş kıyımı yapmışsın; ama uzayın zifiri karanlığında bitkiye ampul tutman gerektiğini son dakikada akıl ediyorsun. Saplantılı idealizmin körlüğünü bundan daha absürt ve harika anlatan başka bir dramatik detay az bulunur.

Douglas Trumbull CGI falan bilmez, adam zanaatkar! Valley Forge gemisinin maketini yaparken 2000’den fazla plastik maket parçası birleştirmişler. Geminin o soğuk, analog düğmeli, kasvetli koridorları ile cıvıl cıvıl seraların yan yana gelmesi muazzam bir tezat.
Sonunda Lowell baktı ki kurtuluş yok, kendisiyle birlikte gemiyi patlatıyor ama son serayı uzayın sonsuzluğuna salıyor. En son sahnede elinde küçük sulama kabıyla uzay boşluğunda tek başına sürüklenen robot (Dewey) görüntüsü var ki… Hem iç burkuyor hem de “Ulan nereden nereye geldik” dedirtiyor.

Silent Running, modern ekolojik bilim kurguların (başta WALL-E olmak üzere) atası sayılır. Çok büyük laflar etmeye çalışan ama bir yandan da robota kart oynamayı öğreten bir adamın samimiyetini taşıyor. “Efsane oyunculuk” aramayan, atmosferin ve detayların tadını çıkarmak isteyen bilim kurgu severler için 70’lerden kalma altın değerinde bir kaset gibi.
Silent Running (1972) İncelemesi: Bahçıvanın Delirme Günlüğü: ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.
Douglas Trumbull abimiz 2001: A Space Odyssey’in dönemi sallayan görsel efektlerini yapıp rüştünü ispatladıktan sonra “Ben artık kendi filmimi çekeceğim” demiş ve ortaya bu melankolik, buram buram 70’ler kokan ekolojik kıyamet güzellemesini çıkarmış.

Freeman Lowell: Kahraman Değil, Bildiğin Bahçıvan
Başrolde Bruce Dern var. Karakterimiz Freeman Lowell’ı izlerken “Vay be ne efsane oynuyor” demiyorsunuz. Zaten karakterin olayı o değil; adam efsane bir aksiyon kahramanı veya ilham verici bir mesih değil, bildiğiniz uzayın ortasında delirmekte olan takıntılı bir botanikçi!
Dünya’da çim bile kalmamış, sıcaklık 24 dereceye sabitlenmiş, millet sentetik besinlerle kafayı buluyor. Bizim Lowell ise Valley Forge gemisinin seralarında marul okşayıp, mesai arkadaşları “Kubbeleri patlatıp eve dönsek de iki bira içsek” dediğinde adamlara uzaylı görmüş gibi bakıyor.
Şirket “Patlatın kubbeleri, masraf yapmayın” emri verince Lowell n’apıyor? Tabii ki en mantıklı (!) şeyi yapıp çalışma arkadaşlarını mefta ediyor. İşin komiği ve trajik tarafı şu: Adam meslektaşlarını harcarken bile devasa bir kötü adam tiradı atmıyor, tamamen paniğe kapılmış, sevdiceği domatesleri korumaya çalışan bir vicdan azabı yumağına dönüşüyor.
Huey, Dewey ve Louie
Cinayetleri işleyip uzayın derinliklerine kaçtıktan sonra Lowell’ın tek derdi yalnızlık oluyor. Gemideki üç tane kutu gibi endüstriyel bakım robotunu karşısına alıp onlara neşeli neşeli Disney karakterlerinin isimlerini veriyor: Huey, Dewey ve Louie.
Burası tam bir geek şöleni. Adam robotlarla poker oynuyor, bacaklarına ameliyat yaptırıyor, kart hilesi öğretiyor. Hani robot dediğin sci-fi’da ya insanlığı yok eder ya da C-3PO gibi sürekli dırdır eder ya; bu çocuklar tamamen konserve kutusu ama hareketleri o kadar tatlı ki! Neden mi? Çünkü kostümlerin içine gerçek ampute oyuncuları sokmuşlar. Robotların yalpalayarak yürüyüşü ve vücut dili CGI çağındaki çoğu dijital karakterden daha çok duygu hissettiriyor.
“Güneş Nerede Kardeşim?”
Filmin en tebessüm ettiren ama bir yandan da trajik olan anı Lowell’ın seradaki bitkilerin sarardığını fark ettiği an. Doğayı koruyacağım diye cinayet işleyen, koskoca şirketi karşısına alan, gemiyi kaçıran adam; Satürn’ün arkasına kaçarken bitkilerin güneş ışığına ihtiyacı olduğunu unutuyor!
Yani o kadar botanik okumuşsun, o kadar idealistsin, arkadaş kıyımı yapmışsın; ama uzayın zifiri karanlığında bitkiye ampul tutman gerektiğini son dakikada akıl ediyorsun. Saplantılı idealizmin körlüğünü bundan daha absürt ve harika anlatan başka bir dramatik detay az bulunur.

Zanaat Konuşsun: Maketler ve 70’ler Estetiği
Douglas Trumbull CGI falan bilmez, adam zanaatkar! Valley Forge gemisinin maketini yaparken 2000’den fazla plastik maket parçası birleştirmişler. Geminin o soğuk, analog düğmeli, kasvetli koridorları ile cıvıl cıvıl seraların yan yana gelmesi muazzam bir tezat.
Sonunda Lowell baktı ki kurtuluş yok, kendisiyle birlikte gemiyi patlatıyor ama son serayı uzayın sonsuzluğuna salıyor. En son sahnede elinde küçük sulama kabıyla uzay boşluğunda tek başına sürüklenen robot (Dewey) görüntüsü var ki… Hem iç burkuyor hem de “Ulan nereden nereye geldik” dedirtiyor.

Son Söz
Silent Running, modern ekolojik bilim kurguların (başta WALL-E olmak üzere) atası sayılır. Çok büyük laflar etmeye çalışan ama bir yandan da robota kart oynamayı öğreten bir adamın samimiyetini taşıyor. “Efsane oyunculuk” aramayan, atmosferin ve detayların tadını çıkarmak isteyen bilim kurgu severler için 70’lerden kalma altın değerinde bir kaset gibi.
Silent Running (1972) İncelemesi: Bahçıvanın Delirme Günlüğü: ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.