MMO_Haberci
Yeni Uye
Daha fazla ve farklı türlerde Star Wars oyunu gelecekse, işte tam olarak böyle olmalı. Eski X-COM çalışanlarının ilk tarifi, tur-tabanlı strateji oyunlarının en iyi yanlarını alarak Star Wars sosuyla eğlenceli bir oynanabilirlik sunuyor.
Şu bir gerçek ki, Star Wars markası kolay kolay yok olacak bir isim değil. Hele ki Disney’in bünyesi altına girdiğinden beri her geçen gün büyümeye devam ediyor. Tamam süreç biraz sancılı ve yavaş oldu, fakat önümüzdeki yıllarda daha fazlasına ulaşacağız gibi gözüküyor. Nedense Zero Company bana bunu hissettirdi.
Star Wars: Zero Company, yeni kurulan Bit Reactor‘un büyük çıkışını yapmasını sağlayacak kalitede. X-COM’un eski geliştiricilerinin kurduğu stüdyo, en iyi bildikleri işi, en iyi şekilde oyuncularla buluşturmaya çalışmış. Tur-tabanlı strateji oyunu olan Zero Company, aşina olduğumuz mekaniklere sahip. Elbette kopyala yapıştır mantığının ötesine geçerek, daha eğlenceli kılacak ufak detaylar eklenmiş.

Zero Company, tam olarak Klon Savaşları’nın son döneminde geçiyor. Daha öncesinde savaşın ön cephelerinde yer almış Hawk isimli bir karakteri ve ekibinin rolünü üstleniyoruz. Bu paralı asker ekibi, galaksi içerisinde farklı görevlere ve maceralara atılıyor. Oyunun başında Hawk ve ekibinin Gorga isimli bir Hutt’a borçlu olduğunu öğreniyoruz. Amacımız çok seri bir şekilde görevlere gidip para biriktirmek ve galaksinin en sıkıntılı ırkı olan Huttlar ile bağımızı koparmak.
Tabii klasik Star Wars hikâyelerinde olduğu gibi yolumuz farklı bir dönemece giriyor. Cumhuriyet, galaksi içindeki ayrılıkçılara ve işbirlikçilerine yeteri kadar eğilemediği için özel sektöre sırtını dayamaya karar veriyor. Buradan sonra Hawk ve ekibi olarak hem kendi işlerimizi halletmeye, hem de Coil adı verilen garip bir kültün gizemini aralamaya çalışıyoruz.
Buradan sonrası sürpriz kaçıranlara yer vereceği için aslında çok fazla bahsetmek istemiyorum. Ama şunu söyleyebilirim: Oyunun hikâyesi ilk başlarda bana biraz vasat geldi. Eğlenceli ya da ilgi çekici bir yanı olduğunu düşünmedim. Cumhuriyet güçlerinin ve Coil’in işe dahil olmasıyla beraber hikâye ilginç bir hal almaya başladı. Bunun yanı sıra ekibe dahil ettiğimiz üyelerin de kendi ufak hikâyeleri var. Onların yan görevleriyle beraber, sıkı çatışmalara giriyoruz.

Zero Company’de sistemin nasıl işlediğini anlatayım. Aynı X-COM oyunlarındaki gibi bir karargahımız var. Bu üssü geliştirebiliyoruz. Yeni cephanelik, revir odaları, koğuş odaları derken bize oyunda yardımcı olabilecek yapıları buradan hallediyoruz. Oyunun gidişatını etkileyen iki önemli unsur bulunuyor. Biri operasyonlar, diğeri de görevler.
Operasyonlar, doğrudan çatışmaya girdiğimiz bir yer değil. Galaksi haritası üzerindeki son duyumları ve bilgileri incelediğimiz yer. Kazandığımız Intel puanlarıyla, bu harita üzerinde çeşitli kararlar vermemiz gerekiyor. Örneğin, ayrılıkçılar hakkında bilgi sahibi olan illegal tipli karakterlerin olduğu bir gezegen var. Burada doğrudan çatışmaya girmek yerine, Intel puanları kullanarak bazı kararlar vermemiz gerekiyor. Verdiğimiz kararlar oyunun ilerleyen kısımlarında farklı görevlere evrilebiliyor. Aynı şekilde bu kararlar, ekip arkadaşlarımızın tepkilerini de çekiyor. Herkesi mutlu etmek kolay değil en nihayetinde. Bazı zor kararlar, ekipten tepki çekiyor.
Bundan sonrasında da görevler kısmına geliyoruz. Oyun döngüler içerisinde ilerliyor. Görevlerin de son kullanma tarihleri var. Kimi hızlıca çözüm gerektiren, tek bir döngü içerisinde gelip giden görevler. Kimi birkaç döngü boyunca galaksi haritası üzerinde sabit bir şekilde bizi bekliyor. Her döngü içerisinde bir görev yapabileceğimiz için doğru adımları atmak önemli. Hem ana hikâyeyi ilerleten görevler var, hem yan görevler, hem de ekiptekilerin kendi görevleri.

Ekipteki eski klon askeriyle alakalı bir görev dizisi var mesela. Önce operasyon kısmından, eski birlik arkadaşının bir gezegende mahsur kaldığını öğreniyoruz. Burada vereceğimiz kararla beraber bu bir göreve dönüşüyor. Onu kurtardığımızda ekip bağı güçleniyor ve sonrasında işimize yarayacak bilgilere ulaşıyoruz. Tabii para ve ekipman dışında, bunlar da bir hayli önemli.
Ekipmanları görevlerden ya da kara borsa üzerinden temin ediyoruz. Bu arada paranın oldukça az geldiğini söylemeliyim. Her bir satın alma ya da karargah bölümü açma konusunda cimri davranmak önemli. Fakat oyunda iyi eşyalara sahip olmak için de doğru yatırımları yapmak gerekiyor.

Yazının girişinde de X-COM’a ne kadar benzediğinden bahsetmiştim. Oyunun can alıcı kısmı olan çatışmalar da bir hayli aynı. Tur içerisinde hareket etmek, ateş etmek ya da becerileri kullanmak için AP mevcut. Haritada stratejik hamleler yaparak, görevleri yerine getiriyoruz. Aslında mantık bu kadar basit. Öte yandan birebir X-COM’u kopyalamak üzere kendi baharatlarıyla süslemeyi de başarmışlar.
Her bir karakter, nevi şahsına münhasır. Gerçekten de farklı becerilere ve atış güçlerine sahip olduklarını hissediyorsunuz. Sharpshooter sınıfını yüksek bir konuma koyduğunuzda tüm haritayı domine ediyorsunuz. Soldier sınıfı yakın çatışmada düşmana nefes aldırmazken, Gunslinger -ki ana karakterimi bu sınıf yaptım, acayip eğlenceli- kısa ve seri atışlarla güzel vurkaç taktikleri uyguluyor.
Bu noktada karakterlerin birbirleriyle olan bağı da önemli. Yapılan saldırılarda, diğer karakterlerden destek atışı isteyebiliyorsunuz. Bu sayede aralarındaki bağ artıyor. Görevlere ne kadar beraber gider ve işbirliği yaparlarsa bu bağ o kadar artıyor. Bağ dediğim şey sadece ekrandaki artılar ya da eksiler değil. Doğrudan çatışmayı etkileyecek bonuslar kazanabiliyorsunuz. Birbirlerine yardım ettiklerinde ekstra kritik hasar ya da yan yana çatışırken fazladan yürüme mesafesi gibi bonuslar katılıyor. Bu benim oyun içerisinde hoşuma giden bir detay oldu. Karakterleri sadece haritada sağa sola serpiştirip çatışmaya girmiyorsunuz. Karakterleri beraber kullanmayı ve sinerjik saldırılar ortaya çıkarmayı da öğreniyorsunuz.

Elbette bu tarz oyunların olmazsa, olmazı kalıcı ölümler. Açıkçası türün büyük bir sevdalısı olsam da, karakterlerde kalıcı ölüm olayı biraz keyfimi kaçırıyor. Saatlerce ekipman dizip seviye atlattığınız, para akıttığınız karakterin bir şansızlık sonucu ölmesi can sıkıcı olabiliyor. Kendi adıma bu özelliği kapatmaktan yanayım. Öte yandan oyunun çatışma kısmı zorlayıcı ama saç baş yoldurtacak seviyede değil.
Tur-tabanlı strateji oyunlarının en büyük sıkıntısı, belli bir aşamadan sonra oynanamaz hale gelmesidir. Düşmanlar palazlanır, ekstra saldırılar yapar, canları tükenmek bilmez. Bu da oyunun tıkanmasına neden olur. Zero Company’de düşmanlar aptal değil, sizi sıkıştırmayı ya da kalabalık noktalarda alan etkili saldırılar yapıyorlar. Ama tamamen yenilmez değiller. En zorlayıcı görevlerde bile kendime bir çıkış yolu bulmayı başardım.

Açıkçası Star Wars markası, Disney tarafına geçtiğinden bu yana çok az niş oyun görebildik. Bir süre EA tarafına lisanslandığı için Battlefront dışında elle tutulur bir içerik yoktu. Lisans anlaşmasının bitmesinin ardından, peşi sıra duyurulan Star Wars oyunları oldu. Özellikle Quantic Dream’in yapacağı Eclipse oyunu büyük bir merak konusu. Zero Company ise bana nostaljik duygular hissettirdi.
Bir dönem birçok farklı türde ve içerikte Star Wars oyunu yapılıyordu. Nedense bu büyük markanın her bir oyununun büyük olması gibi bir beklenti yaratıldı. Ya AAA klasmanında olacak ya da canlı servisler ile yüzbinlerce oyuncuya aynı anda hitap etmesi gerekecek. Zero Company’nin hiç böyle bir derdi yok. Tertemiz bir hikâye ve akıcı bir oynanabilirlikle Star Wars evreninde geçen eğlenceli bir oyun olmuş.

Sıkıntıları yok mu? Tabii ki var. Benim özellikle gözüme çarpan kısım animasyon kalitesinin bazı zamanlar saçmalaması. Bunun üzerine bir de kaplamaların geç yüklenmesi, oyunun ortasında birkaç saniye ekrana boş boş bakmanıza neden oluyor. Oyunun inceleme kodunu PlayStation 5 üzerinde denedim ve ara sıra FPS problemi olduğunu gördüm. Aynı durumdan PC oyuncuları da muzdaripmiş. Oyun henüz yeni çıktı sayılır, pürüzlü bir yüzeye sahip. Öte yandan birkaç güncelleme ile daha stabil bir versiyona ulaşacağına inanıyorum.
Genel olarak 30-35 saatlik bir oynama süresi sunan Zero Company, bu yılın keyifli oyunlarından biri olmuş. Oyun sektörü coşkulu aylarına girmeden önce Star Wars hayranlarının göz atmasını diliyorum.
Galakside Huzur Kalmadı! – Star Wars: Zero Company İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.
Şu bir gerçek ki, Star Wars markası kolay kolay yok olacak bir isim değil. Hele ki Disney’in bünyesi altına girdiğinden beri her geçen gün büyümeye devam ediyor. Tamam süreç biraz sancılı ve yavaş oldu, fakat önümüzdeki yıllarda daha fazlasına ulaşacağız gibi gözüküyor. Nedense Zero Company bana bunu hissettirdi.
Star Wars: Zero Company, yeni kurulan Bit Reactor‘un büyük çıkışını yapmasını sağlayacak kalitede. X-COM’un eski geliştiricilerinin kurduğu stüdyo, en iyi bildikleri işi, en iyi şekilde oyuncularla buluşturmaya çalışmış. Tur-tabanlı strateji oyunu olan Zero Company, aşina olduğumuz mekaniklere sahip. Elbette kopyala yapıştır mantığının ötesine geçerek, daha eğlenceli kılacak ufak detaylar eklenmiş.
Yıkımın Eşiğindeki Bir Cumhuriyet

Zero Company, tam olarak Klon Savaşları’nın son döneminde geçiyor. Daha öncesinde savaşın ön cephelerinde yer almış Hawk isimli bir karakteri ve ekibinin rolünü üstleniyoruz. Bu paralı asker ekibi, galaksi içerisinde farklı görevlere ve maceralara atılıyor. Oyunun başında Hawk ve ekibinin Gorga isimli bir Hutt’a borçlu olduğunu öğreniyoruz. Amacımız çok seri bir şekilde görevlere gidip para biriktirmek ve galaksinin en sıkıntılı ırkı olan Huttlar ile bağımızı koparmak.
Tabii klasik Star Wars hikâyelerinde olduğu gibi yolumuz farklı bir dönemece giriyor. Cumhuriyet, galaksi içindeki ayrılıkçılara ve işbirlikçilerine yeteri kadar eğilemediği için özel sektöre sırtını dayamaya karar veriyor. Buradan sonra Hawk ve ekibi olarak hem kendi işlerimizi halletmeye, hem de Coil adı verilen garip bir kültün gizemini aralamaya çalışıyoruz.
Buradan sonrası sürpriz kaçıranlara yer vereceği için aslında çok fazla bahsetmek istemiyorum. Ama şunu söyleyebilirim: Oyunun hikâyesi ilk başlarda bana biraz vasat geldi. Eğlenceli ya da ilgi çekici bir yanı olduğunu düşünmedim. Cumhuriyet güçlerinin ve Coil’in işe dahil olmasıyla beraber hikâye ilginç bir hal almaya başladı. Bunun yanı sıra ekibe dahil ettiğimiz üyelerin de kendi ufak hikâyeleri var. Onların yan görevleriyle beraber, sıkı çatışmalara giriyoruz.

Zero Company’de sistemin nasıl işlediğini anlatayım. Aynı X-COM oyunlarındaki gibi bir karargahımız var. Bu üssü geliştirebiliyoruz. Yeni cephanelik, revir odaları, koğuş odaları derken bize oyunda yardımcı olabilecek yapıları buradan hallediyoruz. Oyunun gidişatını etkileyen iki önemli unsur bulunuyor. Biri operasyonlar, diğeri de görevler.
Operasyonlar, doğrudan çatışmaya girdiğimiz bir yer değil. Galaksi haritası üzerindeki son duyumları ve bilgileri incelediğimiz yer. Kazandığımız Intel puanlarıyla, bu harita üzerinde çeşitli kararlar vermemiz gerekiyor. Örneğin, ayrılıkçılar hakkında bilgi sahibi olan illegal tipli karakterlerin olduğu bir gezegen var. Burada doğrudan çatışmaya girmek yerine, Intel puanları kullanarak bazı kararlar vermemiz gerekiyor. Verdiğimiz kararlar oyunun ilerleyen kısımlarında farklı görevlere evrilebiliyor. Aynı şekilde bu kararlar, ekip arkadaşlarımızın tepkilerini de çekiyor. Herkesi mutlu etmek kolay değil en nihayetinde. Bazı zor kararlar, ekipten tepki çekiyor.
Bundan sonrasında da görevler kısmına geliyoruz. Oyun döngüler içerisinde ilerliyor. Görevlerin de son kullanma tarihleri var. Kimi hızlıca çözüm gerektiren, tek bir döngü içerisinde gelip giden görevler. Kimi birkaç döngü boyunca galaksi haritası üzerinde sabit bir şekilde bizi bekliyor. Her döngü içerisinde bir görev yapabileceğimiz için doğru adımları atmak önemli. Hem ana hikâyeyi ilerleten görevler var, hem yan görevler, hem de ekiptekilerin kendi görevleri.

Ekipteki eski klon askeriyle alakalı bir görev dizisi var mesela. Önce operasyon kısmından, eski birlik arkadaşının bir gezegende mahsur kaldığını öğreniyoruz. Burada vereceğimiz kararla beraber bu bir göreve dönüşüyor. Onu kurtardığımızda ekip bağı güçleniyor ve sonrasında işimize yarayacak bilgilere ulaşıyoruz. Tabii para ve ekipman dışında, bunlar da bir hayli önemli.
Ekipmanları görevlerden ya da kara borsa üzerinden temin ediyoruz. Bu arada paranın oldukça az geldiğini söylemeliyim. Her bir satın alma ya da karargah bölümü açma konusunda cimri davranmak önemli. Fakat oyunda iyi eşyalara sahip olmak için de doğru yatırımları yapmak gerekiyor.
Bir Sen Vur, Bir Ben Vurayım

Yazının girişinde de X-COM’a ne kadar benzediğinden bahsetmiştim. Oyunun can alıcı kısmı olan çatışmalar da bir hayli aynı. Tur içerisinde hareket etmek, ateş etmek ya da becerileri kullanmak için AP mevcut. Haritada stratejik hamleler yaparak, görevleri yerine getiriyoruz. Aslında mantık bu kadar basit. Öte yandan birebir X-COM’u kopyalamak üzere kendi baharatlarıyla süslemeyi de başarmışlar.
Her bir karakter, nevi şahsına münhasır. Gerçekten de farklı becerilere ve atış güçlerine sahip olduklarını hissediyorsunuz. Sharpshooter sınıfını yüksek bir konuma koyduğunuzda tüm haritayı domine ediyorsunuz. Soldier sınıfı yakın çatışmada düşmana nefes aldırmazken, Gunslinger -ki ana karakterimi bu sınıf yaptım, acayip eğlenceli- kısa ve seri atışlarla güzel vurkaç taktikleri uyguluyor.
Bu noktada karakterlerin birbirleriyle olan bağı da önemli. Yapılan saldırılarda, diğer karakterlerden destek atışı isteyebiliyorsunuz. Bu sayede aralarındaki bağ artıyor. Görevlere ne kadar beraber gider ve işbirliği yaparlarsa bu bağ o kadar artıyor. Bağ dediğim şey sadece ekrandaki artılar ya da eksiler değil. Doğrudan çatışmayı etkileyecek bonuslar kazanabiliyorsunuz. Birbirlerine yardım ettiklerinde ekstra kritik hasar ya da yan yana çatışırken fazladan yürüme mesafesi gibi bonuslar katılıyor. Bu benim oyun içerisinde hoşuma giden bir detay oldu. Karakterleri sadece haritada sağa sola serpiştirip çatışmaya girmiyorsunuz. Karakterleri beraber kullanmayı ve sinerjik saldırılar ortaya çıkarmayı da öğreniyorsunuz.

Elbette bu tarz oyunların olmazsa, olmazı kalıcı ölümler. Açıkçası türün büyük bir sevdalısı olsam da, karakterlerde kalıcı ölüm olayı biraz keyfimi kaçırıyor. Saatlerce ekipman dizip seviye atlattığınız, para akıttığınız karakterin bir şansızlık sonucu ölmesi can sıkıcı olabiliyor. Kendi adıma bu özelliği kapatmaktan yanayım. Öte yandan oyunun çatışma kısmı zorlayıcı ama saç baş yoldurtacak seviyede değil.
Tur-tabanlı strateji oyunlarının en büyük sıkıntısı, belli bir aşamadan sonra oynanamaz hale gelmesidir. Düşmanlar palazlanır, ekstra saldırılar yapar, canları tükenmek bilmez. Bu da oyunun tıkanmasına neden olur. Zero Company’de düşmanlar aptal değil, sizi sıkıştırmayı ya da kalabalık noktalarda alan etkili saldırılar yapıyorlar. Ama tamamen yenilmez değiller. En zorlayıcı görevlerde bile kendime bir çıkış yolu bulmayı başardım.
Sonuç

Açıkçası Star Wars markası, Disney tarafına geçtiğinden bu yana çok az niş oyun görebildik. Bir süre EA tarafına lisanslandığı için Battlefront dışında elle tutulur bir içerik yoktu. Lisans anlaşmasının bitmesinin ardından, peşi sıra duyurulan Star Wars oyunları oldu. Özellikle Quantic Dream’in yapacağı Eclipse oyunu büyük bir merak konusu. Zero Company ise bana nostaljik duygular hissettirdi.
Bir dönem birçok farklı türde ve içerikte Star Wars oyunu yapılıyordu. Nedense bu büyük markanın her bir oyununun büyük olması gibi bir beklenti yaratıldı. Ya AAA klasmanında olacak ya da canlı servisler ile yüzbinlerce oyuncuya aynı anda hitap etmesi gerekecek. Zero Company’nin hiç böyle bir derdi yok. Tertemiz bir hikâye ve akıcı bir oynanabilirlikle Star Wars evreninde geçen eğlenceli bir oyun olmuş.

Sıkıntıları yok mu? Tabii ki var. Benim özellikle gözüme çarpan kısım animasyon kalitesinin bazı zamanlar saçmalaması. Bunun üzerine bir de kaplamaların geç yüklenmesi, oyunun ortasında birkaç saniye ekrana boş boş bakmanıza neden oluyor. Oyunun inceleme kodunu PlayStation 5 üzerinde denedim ve ara sıra FPS problemi olduğunu gördüm. Aynı durumdan PC oyuncuları da muzdaripmiş. Oyun henüz yeni çıktı sayılır, pürüzlü bir yüzeye sahip. Öte yandan birkaç güncelleme ile daha stabil bir versiyona ulaşacağına inanıyorum.
Genel olarak 30-35 saatlik bir oynama süresi sunan Zero Company, bu yılın keyifli oyunlarından biri olmuş. Oyun sektörü coşkulu aylarına girmeden önce Star Wars hayranlarının göz atmasını diliyorum.
| Kötü Yanları | İyi Yanları |
| Animasyonlar saçmalayabiliyor | Türünün iyi yanlarını güzel harmanlamış |
| Kamera açısına biraz daha özen gerekiyor | Eğlenceli oynanabilirlik |
| Güzel bir Star Wars hikâyesi sunuyor |
Galakside Huzur Kalmadı! – Star Wars: Zero Company İncelemesi ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.
Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.