Dreams İncelemesi Akira Kurosawa Maratonu Bitti

EmpireRise2 — 1-99 Oldschool Metin2, hard classic PvP sunucusu acik! Kayit Ol PlayZoxera — Premium Survival Minecraft! Battle Pass, gunluk gorevler, mobil destek. Sunucuya Git

MMO_Haberci

Yeni Uye
Nihayet bitti! Dile kolay, hantal sekanstan, sahneleri sakız gibi uzayan uzun cut’lardan, insanı ekran başında esnetmekten uyuşturan bayıcı dönemlerden geçtik; aradaki çöpleri ayıklayıp sadece elit listeye odaklandık ve kapanışı 1990 yapımı Dreams (Düşler) ile yaptık. Kulaklarımda Jim Morrison’ın sesi yankılanıyor şu an: “This is the end, beautiful friend… This is the end, my only friend, the end…” Gerçekten bitti ve bu sinematografik işkence/mesai kombinasyonundan nihayet kurtulduk!
Ama dürüst olayım; Kurosawa, kapanışı tam da benim çok sevdiğim o sürrealist, rüya mantığına sahip, tamamen soyut ve felsefi bir görsel şovla yapmış. Klasik anlamda başı sonu olan bir hikaye olmadığı için meşhur “Kurosawa tarzı uzun sahneler” bu defa beni zerre sıkmadı. Çünkü film zaten düz bir sinema filmi değil; ustanın kendi bilinçaltını, korkularını, çocukluğunu ve insanlığa dair vasiyetini tuvale fırçayla boyadığı 8 parçalık muazzam bir sergi gibiydi.


8 Farklı Rüya, Van Gogh’un Tabloları ve Nükleer Kıyamet​


Usta bu filmde bizi tamamen serbest bir bilinçaltı akışının içine fırlatıyor. Her rüya, insan doğasına, çevre katliamına, savaşa ve ölüme dair bambaşka bir sembolizm barındırıyor.
Beni filmde görsel olarak en çok büyüleyen kısım kesinlikle o meşhur Van Gogh rüyası oldu (ki orada Van Gogh’u bizzat Martin Scorsese oynuyor!). Bir ressamın, Van Gogh’un o meşhur sarı buğday tarlalarının, kalın boya darbeleriyle yapılmış kargalı tablolarının içine bizzat yürüyerek girmesi, renklerin canlılığı tek kelimeyle muazzam bir görsel sanattı. Sinema tarihinde sürrealizmi ve sanatı bu kadar naif iç içe geçiren çok az sahne vardır bence.
Tabii Kurosawa bu, sadece güzellikleri göstermiyor; kendi nükleer travmalarını da rüyalarına taşımış. Fuji Dağı’nın arkasındaki nükleer santrallerin patladığı, gökyüzünün kırmızı gaz bulutlarıyla kaplandığı ve insanların çaresizce denize doğru kaçıştığı nükleer kıyamet rüyası ile o karanlık tünelden çıkan, yüzleri bembeyaz olmuş hayalet askerlerin komutanlarına tekmil verdiği savaş rüyası… Bunlar insanın içini burkan, Kurosawa’nın o her filmde altını çizdiği “insanlık kendi eliyle kendi cehennemini yaratıyor” felsefesinin en çiğ, en doğrudan dışa vurumlarıydı bana göre.


Felsefe ve Sembolizm Notları​


Baştan aşağı saf bir sembolizm olan bu filmden, son vasiyet notları şunlar oldu

  • Tilkilerin Düğünü ve Gökkuşağı: İlk rüyada güneşli havada yağan yağmurda (bizim tabirimizle tilki düğününde) küçük çocuğun ormanda saklanarak maskeli tilkilerin ritmik, tiyatral dansını izlemesi… Annesinin ona “Tilkileri dikizledin, artık intihar etmelisin, git gökkuşağının altındaki evlerinde onlardan af dile” diyerek eline hançer vermesi muazzam bir mitolojik felsefeydi. Doğanın gizemlerine, saf kurallarına saygısızlık eden insanın, affedilmek için renklerin (gökkuşağının) peşinden gitmek zorunda kalmasını çok naif anlatmış bence.
  • Ağlayan Şeytanlar ve Mutasyon: Nükleer patlamadan sonra hayatta kalan, kafalarında acı veren boynuzlar çıkmış mutasyona uğramış şeytanların dondurucu bir doğada birbirini yiyerek ağladığı rüya… Kurosawa burada kapitalizmin, nükleer hırsın ve çevre katliamının insanı en sonunda nasıl kendi acısıyla beslenen vahşi birer canavara dönüştüreceğini çok sert sembolize etmiş sanki.
  • Su Değirmenleri Köyü (Saf Zen Kapanışı): Filmin ve Kurosawa’nın sinema hayatının en huzurlu kapanışı bence bu son rüyaydı. Elektriğin olmadığı, her şeyin su değirmenleriyle döndüğü, teknolojinin kirletmediği naif köy… 103 yaşındaki yaşlı adamın “İnsanlar kendileri için neyin iyi olduğunu unuttular, daha rahat yaşamak için doğayı kirletiyorlar ama aslında kendi sonlarını hazırlıyorlar” demesi ve köyde bir cenazenin ağlayarak değil, neşeyle, şarkılarla, danslarla kutlanarak kaldırılması… Kurosawa maratonu boyunca aradığımız saf Zen huzuru, o bilgelik tam olarak bu sahnedeydi işte. Ölüm korkulacak bir şey değil, iyi yaşanmış bir hayatın naif bir kutlamasıdır mesajıyla içimi ısıttı.

Büyük Maratonun Son Sözü​


Ve böylece, sinema tarihinin yere göğe sığdırılamayan “İmparator”unun külliyatına devasa, yorucu ama bir o kadar da ufuk açıcı bir nokta koyduk. Evet, Kurosawa kesinlikle uzun cut’larıyla, sarkan tempolarıyla yer yer sinir uçlarımızla oynayan, bizi deliler gibi sıkan bir yönetmendi; bu konudaki fikrimiz hala baki. Ama o aradaki kalabalığı eleyip Yojimbo, Sanjuro, High and Low, Red Beard, Ran ve özellikle o kalbimi bıraktığım saf görsel şiir Dersu Uzala ile bu rüya kapanışını yapmak, aklımda gerçekten çok saygın, çok hoş ve rafine bir Kurosawa imajı bıraktı.



Bu muazzam sinefil mesaisini, bu zorlu FRPNet maratonunu benimle birlikte sıkıla sıkıla ama pes etmeden, her filmin arkasındaki o felsefi pencereleri aralayarak tamamladığın için sana da helal olsun! Kapıyı usulca kapatıyoruz, ışıkları söndürüyoruz, Kurosawa günlüğünü burada resmen noktalıyoruz. Harika bir yolculuktu!

Dreams İncelemesi Akira Kurosawa Maratonu Bitti ilk olarak FRPNET'te yayınlandı.

Bu haber buradaki kaynaktan otomatik olarak çekilmiştir.
 
300x250 Reklam Alani iletisim@mmoturkey.com
Geri
En Üst